Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.
DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.

Güncel Gönderiler
Modifiye demir oksit manyetik nanotaşıyıcılara pektinaz enziminin immobilizasyonu, karakterizasyonu ve meyve suyu berraklaştırılmasında kullanımı
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Çırak, Olgun; Beydemir, Şükrü
Meyvelerde bulunan pektik maddeler meyve sularının bulanık ve yoğun olmasından
sorumludur. Tüketiciler, düşük viskoziteli, berrak ve yüksek besin içeriğine sahip meyve
sularını tercih eder. Bu nedenle, pektin bileşiklerinin işlenmesi pazarlama açısından mutlak bir
gerekliliktir. Pektinaz enzimi kullanımı, pektin bileşiklerini parçalayarak berrak meyve suyu
eldesinde önemli bir rol oynar. Ancak, serbest pektinazın nihai üründen ayrılması zordur. Bu
sorunu çözmek için, son ürünün termal inaktivasyonu gerçekleştirilir. Termal inaktivasyon
adımının enerji tüketimi yüksektir ve temel doğal bileşiklerin yapısını bozarak ürün kalitesini
düşürür. Ayrıca, pahalı pektinaz enziminin geri kazanımı ve tekrar kullanılabilirliğindeki
zorluklar, süreci ekonomik olmaktan çıkarır. Bunun yanında enzimlerin çevresel koşullardan
(pH ve sıcaklık vb.) etkilendiği unutulmamalıdır. Bütün bunlar stabilitesinin ve yeniden
kullanılabilir potansiyelinin artırılmasıyla enzimlerin biyoteknolojik kullanımı açısından önem
arz etmektedir. Enzimi bir destek malzemesi üzerinde immobilize etmek bu sorunları aşmaya
yardımcı olur. Bu çalışma, pektinaz enzimini modifiye edilmiş manyetik nanopartiküllere
(MNP) immobilize ederek stabilitesinin artırılması ve yeniden kullanılabilirliğini sağlayarak
daha uygun maliyetli çözüm üretmeyi amaçlamaktadır. Bunun için tetra etil orto silikat (TEOS)
ve 3-amino propil tri-etoksi silan (APTES) ile fonksiyonelleştirildikten sonra glutaraldehit ile
aktive edilen manyetik nanopartiküller (Fe3O4) üzerine pektinaz enzimi kovalent olarak
immobilize edildi. Enzim immobilizasyonunu doğrulamak için immobilizasyondan önce ve
sonra taramalı elektron mikroskobu (SEM-EDX) ve Fourier dönüşümlü kızılötesi (FT-IR)
spektroskopisi teknikleri ile karakterizasyonu gerçekleştirildi. Hem serbest hem de immobilize
enzim için optimum pH (pH 5.0) ve sıcaklık (50 oC) aynı bulundu. Serbest ve immobilize
pektinaz için Vmax sırasıyla 0.28 ve 0.19 U/ml, Km değeri ise sırasıyla 3.32 ve 3.94 mg/mL
olarak belirlendi. Termal stabilite, pH stabilite ve depolama stabilitesi bakımında immobilize
enzim, serbest enzime göre daha iyi bir katalitik performans sergiledi. İmmobilize pektinazın
20 kez yeniden kullanımı sonucunda kalan aktivite %81’in üzerinde tespit edildi. Son olarak,
gerçek gıda uygulamasında immobilize pektinazın üzüm suyunu berraklaştırma potansiyeli
değerlendirildi.
Öğretmenlerin bireysel afet direncinin demografik faktörlere göre incelenmesi
(Serüven Yayınevi, 2025) Akca, Ayşe Gül; Ergenekon Arslan, Aslı
Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin bireysel afet direnci düzeylerinin demografik özellikler ve afet deneyimleri açısından farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Araştırma, Eskişehir ilinde görev yapan 376 öğretmen ile kesitsel ve tanımlayıcı desende yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Bireysel Afet Direnç Değerlendirmesi Ölçeği (BADDÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. BADDÖ'nün Cronbach alfa katsayısı 0,788 olarak belirlenmiştir. Bulgulara göre erkek öğretmenlerin bireysel afet direnci puanları kadın öğretmenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (3,39±0,50; 3,22±0,45; p=0,001). Daha önce afete maruz kalan öğretmenlerin bireysel afet direnci puanı afet deneyimi olmayan öğretmenlerden daha yüksek bulunmuştur (3,35±0,44; 3,24±0,49; p=0,034). Yaşadığı binayı depreme dayanıklı olarak değerlendiren öğretmenlerin bireysel afet direnci puanları (3,37±0,48), bu konuda bilgi sahibi olmayan öğretmenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (3,18±0,45; p=0,001). Benzer şekilde görev yaptığı okulun depreme dayanıklı olduğunu düşünen öğretmenlerin bireysel afet direnci puanları diğer gruba göre daha yüksektir (3,35±0,47; 3,20±0,47; p=0,002). Sonuç olarak öğretmenlerin bireysel afet direnci; cinsiyet, afet deneyimi ve yaşanılan ile çalışılan çevrenin güvenliğine ilişkin algılardan etkilenmektedir. Öğretmenlere yönelik afet eğitimi ve farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması, bireysel ve dolaylı olarak toplumsal afet direncinin güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.
112 acil sağlık hizmetlerinde ahlaki sıkıntıyı azaltmaya yönelik müdahalelerin BWM yöntemiyle ölçeklendirilmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Fener, Muhammet Burak; Eğilmez, Özüm
Acil sağlık hizmetleri; zaman baskısı, belirsizlik, yüksek sorumluluk düzeyi ve yoğun stres altında
yürütülen sağlık hizmetlerinin en kritik alanlarından biridir. Hastane öncesi acil sağlık
hizmetlerinde görev yapan Acil Tıp Teknisyenleri ve Paramedikler, hasta yararını gözeterek hızlı
ve etkili kararlar almak zorunda kalırken çeşitli etik ikilemlerle karşı karşıya kalabilmektedir.
Sağlık çalışanlarının etik açıdan doğru olduğunu düşündükleri eylemleri kurumsal, hukuki,
yönetsel veya çevresel engeller nedeniyle gerçekleştirememeleri ahlaki sıkıntı (moral distress)
deneyimini ortaya çıkarabilmektedir.
Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde görev yapan ambulans
personelinde ahlaki sıkıntıya yol açan temel kaynaklardan hareketle, ahlaki sıkıntıyı azaltmaya
yönelik müdahale alanlarını En İyi-En Kötü Yöntemi (Best-Worst Method-BWM) ile
önceliklendirmektir. Çalışma, uzman görüşüne dayalı iki aşamalı bir karar destek tasarımıyla
yapılandırılmıştır. Birinci aşamada ahlaki sıkıntıya kaynaklık eden dokuz ana kriter ve yirmi yedi
alt kriter BWM ile değerlendirilmiştir. İkinci aşamada ise ilk aşamada öne çıkan problem
alanlarından türetilen dört temel müdahale alanı ayrıca BWM ile önceliklendirilmiştir.
Birinci aşama sonuçlarına göre ahlaki sıkıntının en önemli ana kaynakları hasta ve aile baskısı
(%17,71), iletişim sorunları (%15,01), zaman baskısı (%14,62) ve mesleki eğitim ile etik
farkındalık eksikliği (%13,23) olarak belirlenmiştir. Global alt kriter sıralamasında agresif hasta
ve hasta yakını davranışları (%10,62), ekip içi çatışmalar ve hiyerarşik baskılar (%8,10), mesleki
rol belirsizliği ve etik ikilemlere hazırlıksızlık (%7,83), aynı anda birden fazla vakayı yönetme
zorunluluğu ve hız baskısı (%6,61) ile trafik, sevk ve hastane süreçlerinden kaynaklanan kritik
müdahale gecikmeleri (%6,15) ilk sıralarda yer almıştır. İkinci aşama sonuçlarında ise ekip içi
iletişim ve çalışma yönetimini güçlendirme (%43,95) birinci, hasta ve hasta yakını baskısını
azaltma (%35,45) ikinci, operasyonel zaman baskısını azaltma (%15,08) üçüncü ve etik karar
verme ile rol netliğini geliştirme (%5,52) dördüncü öncelik olarak belirlenmiştir.
Araştırma bulguları, 112 ambulans çalışanlarında ahlaki sıkıntıyı azaltmaya yönelik
müdahalelerin yalnızca bireysel etik eğitim veya çalışan dayanıklılığı ekseninde ele alınmasının
yeterli olmadığını; olay yeri güvenliği, ekip içi iletişim, hasta yakını baskısının yönetimi,
operasyonel süreçlerin iyileştirilmesi ve etik karar destek mekanizmalarının birlikte düşünülmesi
gerektiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde ahlaki
sıkıntıyı azaltmaya yönelik müdahale önceliklerinin BWM yöntemiyle sistematik biçimde
ölçeklendirilmesine katkı sunmaktadır.
Acil sağlık hizmetleri çalışanlarının perspektifinden ambulans çalışma koşullarının değerlendirilmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Ak, Burhan; Koca, Gözde
Acil sağlık hizmetleri çalışanları, hizmet sunumunun doğası gereği yoğun iş yükü, uzun çalışma saatleri, fiziksel ve psikososyal riskler ile çeşitli mesleki tehlikelere maruz kalmaktadır. Bu çalışma, ambulans çalışanlarının çalışma koşullarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörler arasındaki neden-sonuç ilişkilerinin ortaya konulması amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Araştırmada nitel ve nicel yaklaşımların birlikte kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Çalışmanın verileri, acil sağlık hizmetleri alanında görev yapan ve amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 30 katılımcıdan elde edilmiştir. Literatür incelemesi ve uzman görüşleri doğrultusunda ambulans çalışma koşullarını etkileyen faktörler; fiziksel çalışma koşulları, psikososyal çalışma koşulları, çalışma süresi ve nöbet sistemi, örgütsel ve yönetsel faktörler ile güvenlik ve mesleki riskler olmak üzere beş ana boyutta değerlendirilmiştir. Faktörler arasındaki etkileşimlerin belirlenmesinde DEMATEL yöntemi kullanılmıştır.
Araştırma sonuçlarına göre çalışma süresi ve nöbet sistemi boyutunun ambulans çalışma koşullarını etkileyen en önemli faktör olduğu belirlenmiştir. Güvenlik ve mesleki riskler ile örgütsel ve yönetsel faktörlerin de diğer boyutlar üzerinde önemli etkiler oluşturduğu tespit edilmiştir. Özellikle uzun nöbet süreleri, yoğun iş yükü, personel yetersizliği, şiddet riski ve çalışma ortamına ilişkin sorunların çalışanların mesleki deneyimlerini olumsuz etkilediği görülmüştür.
Araştırma bulgularının acil sağlık hizmetlerinde çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik politika ve yönetim uygulamalarına katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Öğretmenlerin afet tehdidine karşı psikolojik hazırlıklarının bireysel afet direnci üzerine etkisi ve fiziksel deprem hazırbulunuşluk düzeylerinin belirlenmesi: Eskişehir ili örneği
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Akca, Ayşe Gül; Ergenekon Arslan, Aslı
Bu araştırmada, öğretmenlerde afet tehdidine karşı psikolojik hazırlığın bireysel afet direnci üzerindeki etkisi nicel yöntemlerle incelenmiş ve fiziksel deprem hazırlığı düzeyleri sosyo-demografik, konut ve afet deneyimi değişkenlerine göre karşılaştırılmıştır. Araştırma kesitsel tarama modelinde yürütülmüştür. Örneklemi farklı branşlarda görev yapan 376 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde Afet Tehdidi İçin Psikolojik Hazırlık Ölçeği (ATPHÖ), Bireysel Afet Direnç Değerlendirmesi Ölçeği (BADDÖ) ve Fiziksel Deprem Hazırlığı Ölçeği (FDHÖ) kullanılmıştır.
Ölçeklerin güvenirlik analizlerinde Cronbach’s alfa katsayılarının 0,79–0,95 arasında değiştiği; açımlayıcı faktör analizi sonucunda BADDÖ’nün dört, ATPHÖ’nün ise iki faktörlü yapıya sahip olduğu ve bu yapıların toplam varyansın sırasıyla %62,55 ve %64,01’ini açıkladığı belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi ile birleşim ve ayrışım geçerliliği bulguları, ölçüm modellerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Yapısal eşitlik modeli sonuçları, afet tehdidi için psikolojik hazırlığın bireysel afet direnci üzerinde güçlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir (β = 0,78, p <0,05). Psikolojik hazırlık, bireysel afet direncindeki varyansın %61,2’sini açıklamaktadır (R² = 0,612). En güçlü göstergesi Dış Durumsal Çevre Bilgisi ve Yönetimi (β = 0,87), en güçlü bileşen ise Bilgi alt boyutu olmuştur (β = 0,89; R² = 0,795). Duygusallık alt boyutunun direnç üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir (β = –0,31, p <0,05). Betimleyici bulgular, psikolojik hazırlık düzeylerinin orta (ATPHÖ = 2,99 ± 0,51), bireysel afet direnci düzeylerinin ise ortalamanın üzerinde olduğunu göstermektedir (BADDÖ = 3,28 ± 0,47). Fiziksel deprem hazırlığı bilgi düzeyi yüksek olmasına rağmen bu bilginin yapısal önlemlere yeterince yansımadığı belirlenmiştir. Erkek ve ileri yaş grubundaki öğretmenlerin hazırlık düzeylerinin daha yüksek olduğu, afet deneyimi bulunan bireylerde ise bu düzeyin daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bulgular, öğretmenlerde psikolojik hazırlığın artırılmasının bireysel afet direncini anlamlı biçimde güçlendirdiğini ve afetlere yönelik bütüncül hazırlık politikalarında önemli bir bileşen olduğunu göstermektedir.




















