Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.
DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.

Güncel Gönderiler
Vakıf belgeleri ışığında Karamanoğulları Beyliği
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ekici, Rabia; Turğut, Vedat
Oğuzların Afşar, Varsak ya da Salur boyuna mensubiyeti konusunda tartışmaların yaşandığı
Karamanoğulları’nın bilinen ilk atası Nure Sofu’dur. Baba İlyas’ın müridlerinden olduğu
bilinen Nure(ddin) Sofu, beyliklerin ortak atası olarak ön plana çıkan Şeyh Nu’man yani Dede
Garkın’ın oğlu Kayır Han/Kiros’la da yakın bir münasebet içerisindeydi. Sultan Alaüddin ve
akrabası olan Kayır Han’ın ortadan kaldırılmasından sonra ortaya çıkan büyük Türkmen
ayaklanmasının lideri olan Dede Garkın torunu Baba İlyas’ın müridi olan Nure Sofu da
ayaklananlar arasındaydı. Onun Zeynü’l-Hac, Bunsuz ve Karaman adlı oğullarından
sonuncusu, Aşıkpaşazâde’nindedelerinden Muhlis Paşa tarafından Konya’da tahta çıkartılmış,
bu durum çeşitli Osmanlı tevârihindede aynı şekilde ifade edilmiştir. Orta Anadolu’daki siyasi
birliklerden en güçlüsü olarak ortaya çıkan Karamanoğulları, siyasi hayatta bulunduğu
müddetçe hakimiyet bölgesinde, kendisinden önce kurulmuş olan vakıfları yeniden tanzim
ettiği gibi yeni vakıflarda kurmuşlardır. Özellikle II. İbrahim döneminde kurulan vakıflar
Karamanoğulları Beyliği’nin en önemli vakıf eserlerini oluşturur.
Vakıf belgeleri ışığında Karamanoğulları Beyliği
(İdeal Kültür Yayıncılık, 2025) Ekici, Rabia; Turğut, Vedat
Oğuzların Afşar, Varsak ya da Salur boyuna mensubiyeti konusunda tartış
maların yaşandığı Karamanoğulları’nın bilinen ilk atası Nure Sofu’dur. Baba İl
yas’ın müridlerinden olduğu bilinen Nure(ddin) Sofu, beyliklerin ortak atası ola
rak ön plana çıkan Şeyh Nu’man yani Dede Garkın’ın oğlu Kayır Han/Kiros’la da
yakın bir münasebet içerisindeydi. Sultan Alaüddin ve akrabası olan Kayır Han’ın
ortadan kaldırılmasından sonra ortaya çıkan büyük Türkmen ayaklanmasının li
deri olan Dede Garkın torunu Baba İlyas’ın müridi olan Nure Sofu da ayaklanan
lar arasındaydı. Onun Zeynü’l-Hac, Bunsuz ve Karaman adlı oğullarından so
nuncusu, Aşıkpaşazâde’nindedelerinden Muhlis Paşa tarafından Konya’da tahta
çıkartılmış, bu durum çeşitli Osmanlı tevârihindede aynı şekilde ifade edilmiştir.
Orta Anadolu’daki siyasi birliklerden en güçlüsü olarak ortaya çıkan Karamano
ğulları, siyasi hayatta bulunduğu müddetçe hakimiyet bölgesinde, kendisinden
önce kurulmuş olan vakıfları yeniden tanzim ettiği gibi yeni vakıflarda kurmuş
lardır. Özellikle II. İbrahim döneminde kurulan vakıflar Karamanoğulları Beyli
ği’nin en önemli vakıf eserlerini oluşturur
1979 sonrası İran- Suudi Arabistan rekabetinde ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin yaklaşımı
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Sevinç, Muhammet Enes; Özden Cankara, Pınar
İran ve Suudi Arabistan arasındaki mezhep farklılıklarının siyasi sistemlerine entegre etmeleri ile birlikte bu iki devlet bölgelerinde yaşanan olaylara farklı şekilde tepki vermelerine sebep olmuştur. İki ülkenin de değişen ilişkileri ile birlikte sadece kendi ilişkilerine değil bölgedeki diğer ülkelerin kaderini ve tutumunu da değiştirmiştir. İki ülke de aynı coğrafyada aynı dine mensup olmasına rağmen farklı mezheplere bölünmesinden günümüze kadar farklı dış politikalar belirlenmiş ve ilişkiler belirli dönemlerde farklılık göstermiştir. İki ülkenin de ikili ilişkileri dinsel kimlikleri sebebiyle her an bozulma tehlikesi içindeki iken bir de bölgede petrol ve değer yeraltı kaynaklarının bulunmasından sonra özellikle küresel güçlerin bu kaynaklara ihtiyaç duyması bu güçlerinde bölgeye gelmelerine sebep olmuştur. Bu durum ise İran ve Suudi Arabistan’ın ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör ortaya çıkarmıştır.
Bölgesinde lider olmak isteyen İran ve Suudi Arabistan ilişkilerine, hem dünyada lider olmak isteyen hem de bölgedeki kontrolü sağlamak isteyen ABD ve Çin’in etkisi ile bölgede farklı ilişkilerin gelişmesine sebep olmuştur. Her iki liderlik savaşında da sürekli değişen taraflar ve çıkar savaşları etrafında doğru tarafı bulma, kendine faydalı olacak ülkeyi seçme yarışına girilmiştir. Bu liderlik savaşında özellikle Orta Doğu’da önemli güç elde etmek için ABD ve Çin çeşitli politikalar benimseyerek ya da ilişki ağları kurarak kendilerini bölgede lider yapabilecek çalışmalar yapmışlardır.
Bu çalışmada İran ve Suudi Arabistan’ın ABD ve Çin’in bu bölgede tarihsel olaylarla beraber ilişkilerin seyrini nasıl değiştirdiğini ve bu ilişkilerin Orta Doğu coğrafyasında nasıl etki gösterdiği ele alınmıştır. Bu süreç incelenirken Arap – İsrail savaşı, İran İslam Devrimi, 11 Eylül Saldırıları gibi bölgeyi doğrudan ilgilendiren olaylar ve bu olaylar sonucunda ilişkilerin seyri araştırılmıştır. İran ve Suudi Arabistan’ın zaman içinde oluşan olaylara farklı liderlerle, farklı görüşlerle ve farklı stratejilerle yaklaşımı ve ilişkilerine bakılmış, dünya liderliğine sahip olmak isteyen ABD ve Çin’in bu yaklaşımlara ve ilişkilere etkisi incelenmiştir.
Ahlak anlayışında Gazali ve Kant değerlendirmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Canakçay, Sibel; Göz, Kemal
Ahlâk, insanın var olduğu ve insan ilişkilerinin şekillendiği her toplumda, kültürde ve
medeniyette din ve felsefe bağlamında vazgeçilmez bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanın gelişimi ve değişimi ahlâkî değerleri hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilerken,
toplumların sürekliliği bu değerlerin korunması ve aktarılmasıyla mümkün olmaktadır. İnsan,
toplumların temel yapı taşı olarak ahlâkî değerlerin oluşumunda ve yaşatılmasında belirleyici
bir role sahiptir. İnsanın fıtratında bulunan fazilet ve reziletlerin davranışlara yansıması,
toplumların ahlâk anlayışını ve hassasiyetlerini ortaya koymaktadır. Kültürler arasında dil, din
ve yaşam biçimleri farklılık gösterse de ahlâkî değerler evrensel bir önem taşımaktadır.
Gerek İslam felsefesinde gerekse Kadim İlkçağ ve Batı felsefesinde ahlâk ve ahlâkî
ilkeler üzerine birçok temel eser ve özgün düşünce günümüze ulaşmıştır. Bu birikim, ahlâkın
birey ve toplum hayatında sorumluluk ve davranışları yönlendiren temel bir unsur olduğunu
göstermektedir. Bu çalışmada ahlâk, din, etik ve iyi-kötü kavramları; Doğu ve Batı
düşüncesinin iki önemli temsilcisi olan Gazâlî ve Immanuel Kant’ın ahlâk anlayışları
çerçevesinde ele alınmıştır. Filozofların eserlerinden hareketle ahlâk felsefesinin erdemleri ve
evrensel yönü incelenmiştir.
İslam düşüncesinin önemli âlimlerinden Gazâlî ile modern Batı felsefesinin kurucu
isimlerinden Kant’ın ahlâk ve ahlâkî erdemlere dair yaklaşımları, insan ve toplum ilişkileri
bağlamında değerlendirilmiştir. İki düşünürün farklı temellere dayanan ahlâk anlayışları ele
alınırken, ahlâkın oluşumu ve birey tarafından içselleştirilmesi sürecinde ortak değerler
üzerinde durulmuştur. Çalışmada filozofların görüş ayrılıklarını ortaya koymaktan ziyade,
ahlâk felsefesinin ve erdemlerinin evrenselliğine vurgu yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca “din
mi ahlâk içindir, ahlâk mı din içindir?” tartışmasından çok, ahlâkın insan fıtratında bulunan
faziletlerle ilişkisi ön plana çıkarılmıştır.
Bu tez çalışması bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gazâlî’nin
hayatı, eserleri ve ahlâk anlayışı; ikinci bölümde Kant’ın hayatı, eserleri ve ahlâkî ödev
temelli yaklaşımı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise her iki filozofun ahlâk felsefeleri
karşılaştırmalı olarak değerlendirilerek sonuçlara ulaşılmıştır.
Fibonacci ve benzeri sayı dizileri yardımıyla oluşturulan bazı Diophantine denklemleri üzerine
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Şenadım, Meltem; İnam, İlker
Dört bölümden oluşan bu çalışmada, cebir ve sayılar teorisinin oldukça köklü ancak güncelliğini kaybetmeyen konusu, Diophantine denklemleri ele alınmıştır. Diophantine denklemleri tam olarak çözümleri tam sayı olan denklemlerdir. Bu nedenle günlük hayat problemlerine kolaylıkla uyarlanabilir. Örneğin Fibonacci, Tribonacci ve benzeri sayı dizilerinden oluşan bir denklem göz önüne alındığında, çözüm adayı olan sonsuz tane tam sayı olduğundan bu tarz denklemleri çözmek zor ve hatta bazen imkânsız olabilir. Burada Baker Teorisi’nin önemi ön plana çıkar. Bu teori belli bir sınırdan sonra denklemlerin tam sayı çözümü olmadığını garantiler ve böylece denklemlerin çözüm aralığını sınırlar. Bu çalışmanın ilk bölümünde çalışmanın temel konusunu oluşturan Fibonacci, Tribonacci ve Perrin sayıları tanıtılmış ve bazı özellikleri verilmiştir. 2. bölümde iki Fibonacci sayısının toplamının, 3. bölümde ise iki Fibonacci sayısının sıradaki farkının ne zaman 2’nin bir kuvveti olacağı problemleri literatürde mevcut olan çalışmalar yardımıyla incelenmiştir. Tezin özgün kısmını oluşturan 4. bölümde ise iki Perrin sayısının çarpımının ne zaman bir Tribonacci sayısı olduğu problemi çözüme kavuşturulmuştur.




















