Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
Figurative Expression in Muslim Ibn al‑Walīd’s Al-Qaṣīdah Al-Lāmiyyah
(Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi, 2026) Arslan, Adnan; Kahraman, Eren; Korkmaz, Enes; Kaya, Esma
Bu çalışma, Müslim b. Velîd’in (d. 208/823) olgunluk dönemine ait Lâmiyye Kasidesini figüratif anlatım bağlamında incelemeyi hedeflemektedir. Figüratif anlatım, şiirde söze doğrudan değil dolaylı biçimde anlam kazandıran, kelimeleri kendi sözlük anlamlarının ötesine taşıyan bir ifade biçimidir. Bu bağlamda teşbih, istiâre, mecaz ve kinaye gibi sanatlar, şairin hayal gücünü ortaya koymasının yanı sıra okuyucuda estetik bir etki uyandıran temel unsurlar olarak ele alınmaktadır. Müslim b. Velîd, Lâmiyye’sinde özellikle kılıç, savaş, tabiat ve aşk gibi temaları zengin hayal örgüleriyle işlemiş; soyut duyguları somut varlıklarla, maddi unsurları ise soyut kavramlarla kaynaştırarak çok katmanlı bir şiir dili kurmuştur. Çalışmanın önemi, söz konusu kasidenin yalnızca tarihî bağlamda değil, aynı zamanda figüratif dilin imkânlarını en geniş şekilde kullanan bir metin olarak klasik Arap şiirindeki estetik dönüşümü göstermesidir. Araştırmada metin analizi yöntemi uygulanmış; beyitler tek tek incelenerek benzetmelerin türleri, istiârelerin işlevleri ve mecazların anlam inşasına katkıları ortaya konulmuştur. Bulgular, Müslim b. Velîd’in Lâmiyye’sinde hayallerin sadece süs unsuru olarak değil, aynı zamanda duyguların yoğunlaştırıldığı, düşüncenin somutlaştığı ve estetik etkinin güçlendirildiği bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu yönüyle kaside, şairin sanatsal olgunluğunu yansıtan ve Arap şiirinde figüratif dilin yaratıcı kullanımına güçlü bir örnek teşkil eden metinlerden biridir.
Öğe
Kadmiyumun Bitkiler Üzerine Etkileri
(Serüven Yayınevi, 2025) Daldal, Ayşegül; Mut, Hanife
Sanayileşmenin artması ve teknolojideki ilerlemeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte çevresel kirlilik sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu kirliliğe neden olan birçok unsur bulunmakla birlikte, ağır metaller bu unsurlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Günümüzde toprak, su ve hava gibi doğal ortamlarda giderek birikim gösteren ağır metaller, canlıların yaşamı üzerinde tehdit oluşturan ciddi çevresel problemlerden biri haline gelmiştir. Endüstriyel faaliyetler, motorlu taşıtların egzoz gazları, madencilik faaliyetleri, volkanik olaylar, tarımda kullanılan kimyasallar ve şehir atıkları gibi birçok kaynak, bu metallerin çevreye yayılmasına yol açmaktadır (Stresty ve Madhava Rao, 1999; Öktüren Asri ve Sönmez, 2006). Ağır metaller, atom numarası 20’den büyük olan, yoğunluğu 5 g/ cm³’den fazla olan ve düşük yoğunluklarda bile toksik etki gösterebilen elementler olarak tanımlanır. Kurşun (Pb), kadmiyum (Cd), krom (Cr), demir (Fe), kobalt (Co), bakır (Cu), nikel (Ni), cıva (Hg) ve çinko (Zn) elementleri bu grupta yer alır (Özkan, 2009). Insan eliyle üretilemeyen ve yok edilemeyen bu elementler; toprak, su ve hava gibi doğal kaynaklarda birikmeye eğilimlidir. Atmosfere farklı yollarla salınan bu metaller, yağışlar ve toz taşınımı yoluyla toprağa ve suya ulaşarak ekosistem üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Ağır metallerin tümünün biyolojik olarak parçalanamadığı bilinmektedir. Bazıları bulunduğu ortamda hareketsiz kalarak çevresel olarak uzaklaştırılamaz iken, bazıları hareketli yapıları sayesinde bitki kökleri tarafından taşınabilir. Bu metaller, bitkiler açısından gerekli olup olmamalarına göre sınıflandırılabilir. Örneğin bakır, çinko, kobalt, mangan ve nikel enzim sistemleri için gerekli olup düşük yoğunluk düzeylerinde faydalı olabilirken; alüminyum, arsenik, kadmiyum, krom ve kurşun gibi elementler düşük yoğunluklarda dahi bitkiler için zararlıdır. Kadmiyum (Cd), kurşun (Pb) ve cıva (Hg) toksik etkileri en yüksek olan ağır metaller arasında yer almaktadır. Bitkilerin gelişim sürecinde ister gerekli ister gereksiz olsun bu metallerin dokularda birikmesi hem vejetatif hem de generatif gelişim üzerinde olumsuz etkilere yol açabilmektedir (Gür ve ark., 2004). Her metalin bitkide etkili olduğu bölge farklı olabileceğinden, gösterdikleri toksik etki de metale bağlı olarak değişkenlik gösterir. Toksisite derecesi; metalin yoğunluğu, kimyasal formu (iyon, kompleks vs.), maruz kalan bitki türü, uygulama süresi ve maruz kalınan çevresel koşullara göre farklılık gösterir. Bitkiler genellikle bu metaller nedeniyle geçici veya uzun süreli stres altında kalabilir. Bu stresin etkileri; bitki boyunda, çimlenme oranında, kök ve gövde uzunluğunda ya da biyokütle miktarında azalma olarak gözlemlenir (Phalsson, 1989). Bu nedenle, her bitki türü için ağır metale karşı tolerans sınırlarının bilinmesi oldukça önemlidir. Bu derleme çalışmada, ağır metallerden biri olan kadmiyumun bitkiler üzerindeki etkilerine değinilecektir.
Öğe
Bilecik ili meralarının bitki örtülerinin belirlenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Daldal, Ayşegül; Mut, Hanife
Bu çalışma; Bilecik ilinin farklı ekolojik ve topografik özelliklere sahip beş ilçesinden seçilen beş farklı köyünde bulunan mera alanlarında 2025 yılı Mayıs ayında yürütülmüştür. Meraların botanik kompozisyonunu belirlemek amacıyla transekt yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ot örneklerinin ham protein, ADF, NDF, makro element (P, K, Ca, Mg) içerikleri ile tetani oranları [K/(Ca+Mg)] ve nispi yem değerleri (NYD) belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, incelenen mera alanlarında 17 familyaya ait toplam 64 bitki türü tespit edilmiş olup; bu türlerin 13'ü buğdaygiller (Poaceae), 22'si baklagiller (Fabaceae) ve 29'u diğer familyalara ait bitkilerden oluşmuştur. Botanik kompozisyonda Merkez-Necmiye (%36.2), Pazaryeri-Günyurdu (%30.5), Gölpazarı-Bolatlı (%56.0) ve Söğüt-Ortaca (%35.5) meralarında diğer familyalar (özellikle Asteraceae ve Lamiaceae) baskın iken, Bozüyük-Karaağaç merasında (%42.3) buğdaygiller (baskın olarak Festuca ovina) yoğunluk göstermiştir. Yem kalitesini artıran baklagillerin oranı en yüksek Günyurdu (%26.9) merasında (baskın olarak %13.8 Trifolium repens) saptanmıştır. Mera kalite dereceleri %20.0 (Ortaca) ile %39.1 (Bolatlı) arasında değişmiş; bu değerlere göre mera durumu Ortaca ve Karaağaç’ta “zayıf”, diğer üç köyde ise “orta” olarak belirlenmiştir. Toprağı kaplama oranlarına göre ise tüm meraların sağlık sınıfı “sağlıklı” olarak saptanmıştır. En yüksek kuru ot verimi 191.0 kg/da ile Bolatlı merasından, en düşük ise 122.2 kg/da ile Ortaca merasından elde edilmiştir. Çalışma yapılan alanlardaki yem kalite kriterleri incelendiğinde; en düşük ADF (%29.20) ve NDF (%50.65) oranları ile en yüksek Nispi Yem Değeri (121.5) Necmiye merasında elde edilirken; en yüksek ADF (%34.25), NDF (%70.35) ve tetani oranı (4.078) ile en düşük NYD (82.3) Karaağaç merasında tespit edilmiştir. Toprak analizleri, meraların genellikle tuzsuz, az-orta kireçli, killi ila killi-tınlı yapıda, fosfor bakımından yetersiz, potasyum yönünden ise zengin olduğunu göstermiştir. Bilecik ilinin farklı ilçelerini temsil eden mera alanlarında yapılan bu araştırma sonucunda, meraların ot verimi ve kalitesini artırmak amacıyla; toprakta saptanan fosfor noksanlığını giderecek gübreleme programlarının uygulanması, botanik kompozisyonda baklagil oranını artırmaya yönelik çalışmaların yapılması ve yüksek tetani riski taşıyan meralarda otlatma yönetimi ile rasyon takviyelerinin planlanması önerilmektedir.
Öğe
Bâbürnâme’nin Fergana Bölümünde Kullanılan Çekim Edatları Üzerine Bir İnceleme
(Platanus Publishing, 2025) Kapucu, Hande; Ertürk, Halilibrahim
Edatlar tek başına bir varlığı veya kavramı karşılamayan, cümlede gramer görevi üstlenen dil birimleridir. Kelime anlamı olarak Arapça ‘araç / vasıta’ anlamına gelen edat sözcüğü, çekimlik bağlı birimlerin ekleşmemiş olanları için kullanılmaktadır. Arapça kelime anlamından yola çıkarak birkaç söz söylemek gerekirse cümle yapısında kelimeleri bağlayıcı, karşılaştırıcı, sorgulayıcı, vurgulayıcı, gösterici, kuvvetlendirici birimler olduklarını söylemek yanlış olmaz. Çekim edatları, Eski Türkçeden günümüze kadar tarihî bir süreç geçirmiş, fonetik ve morfolojik olarak değişime uğramışlardır. Çağataycadaki çekim edatları, isim veya fiil cinsinden (eksiz isimler, kalıplaşmış hâl ekli şekiller, kalıplaşmış gerundiumlu şekiller) kelimelerdir. Birkaç çekim edatı, zarf olarak da mevcuttur. Bazı son çekim edatları ise hâl ve iyelik ekleri alabilirler. Son çekim edatları, düzenli olarak, yalın (veya belirsizlik hâli), datif veya ablatif halleriyle kullanılır (Eckmann, 1988, s. 89). Bu çalışmada, Çağatay sahasının önemli eserlerinden biri olan “Bâbürnâme” adlı eserin Fergana bölümü (01a-40b) incelenmiş; dönemin usta nesir yazarı Bâbür tanıtılmış, eserin içeriği ve dili hakkında bilgi verilmiş, eser üzerinde inceleme yapılarak çekim edatlarının eserdeki kullanım biçimleri ve semantik işlevlerinin izahı amaçlanmıştır. Çalışma dört ana başlıktan oluşmaktadır. İlk üç başlık, çalışmanın teorik kısmını oluşturur. Bu başlıklar kapsamında çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi izah edilmiş; eserin içeriğinden hareketle Bâbür’ün hayatı ve Bâbürnâme hakkında bilgi verilmiştir. “Fergana Bölümünde Kullanılan Çekim Edatları” başlığını taşıyan dördüncü kısım ise çalışmanın temelini teşkil etmektedir. Bu kısımda, öncelikle Bâbürnâme’nin Fergana bölümünde (01a-40b) varakları arasında yer verilen çekim edatları tespit edilmiştir. Tespit edilen çekim edatlarının semantik işlevleri eserden alınan örnek cümlelerden yararlanılarak gösterilmiştir. Bu bölümde incelenen edatların bir kısmının Çağatay Türkçesindeki kullanım biçimleri ile Modern Özbek Türkçesindeki durumları karşılaştırılmış, aradaki farklılık ve benzerlikler “Sonuç” bölümünde izah edilmiştir. Ayrıca tespit edilen edatlardan bazılarının Çağdaş Türkiye Türkçesindeki durumu hakkında açıklamalara da yer verilmiştir.
Öğe
Kazan Tatar Türkçesiyle yazılmış "altı yıllık ibtidâî mekteb programması" adlı eser üzerine bir inceleme
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Kapucu, Hande; Ertürk, Halilibrahim
Tatar toplumunda eğitim, modernleşme ve dinî düşüncenin yeniden şekillenmeye başladığı 19. yüzyılda Rus baskısının azalması neticesinde, bilim, sanat, edebiyat ve sosyal yaşam gibi alanlarda kısmi bir rahatlama görülür. Tatarlar, 19. yüzyılın sonlarında Çarlık Rusya egemenliğindeki Müslüman Türk toplumlar arasında ortaya çıkan aydınlanma, eğitim ve modernleşme hareketi olarak tanımlanabilecek Ceditçilik akımının gelişimine dek, Arap yazısına dayalı eski yazıyı kullanmışlardır. Bu alfabe ile bilimsel, dinî ve edebî alanda pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu çalışmanın konusunu oluşturan "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" başlıklı eser de Latin alfabesine geçişten önceki dönemde, ilköğretim düzeyinde eğitim programını belirlemek amacıyla Arap harfleri ile kaleme alınmış bir kaynak kitaptır. Bu tez çalışmasının amacı; "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" adlı eseri incelemek ve bu eserden hareketle dönemin Kazan bölgesinde uygulanan eğitim-öğretim programını değerlendirmektir. Çalışma, beş ana bölümden oluşmaktadır. "Giriş" başlığını taşıyan birinci bölümde, "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" adlı eserin içeriği, yazarı ve metodolojisi hakkında geniş bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, "Metin" başlığı altında transliterasyon yöntemi kullanılarak eserin Latin-Türk alfabesine aktarımı yapılmış, "Çeviri" başlığını taşıyan üçüncü bölüm kapsamında eserin Türkiye Türkçesine çevirisi yapılmıştır. Dördüncü bölümde, eserin genel dizini ve eserde kullanılan terimlerin dizinine yer verilmiş ve bu terimlerin bugünkü karşılıkları aktarılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise okuma sırasında karşılaştırma imkânı sunmak amacıyla eserin tıpkıbasımına yer verilmiştir. Bu sayede adı geçen eserden hareketle, ilgili dönemde Tatarların ilköğretim okullarında kullandığı eğitim sistemi tespit edilmeye çalışılmıştır.