Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.
DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.

Güncel Gönderiler
Bilecik ili meralarının bitki örtülerinin belirlenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Daldal, Ayşegül; Mut, Hanife
Bu çalışma; Bilecik ilinin farklı ekolojik ve topografik özelliklere sahip beş ilçesinden seçilen beş farklı köyünde bulunan mera alanlarında 2025 yılı Mayıs ayında yürütülmüştür. Meraların botanik kompozisyonunu belirlemek amacıyla transekt yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ot örneklerinin ham protein, ADF, NDF, makro element (P, K, Ca, Mg) içerikleri ile tetani oranları [K/(Ca+Mg)] ve nispi yem değerleri (NYD) belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, incelenen mera alanlarında 17 familyaya ait toplam 64 bitki türü tespit edilmiş olup; bu türlerin 13'ü buğdaygiller (Poaceae), 22'si baklagiller (Fabaceae) ve 29'u diğer familyalara ait bitkilerden oluşmuştur. Botanik kompozisyonda Merkez-Necmiye (%36.2), Pazaryeri-Günyurdu (%30.5), Gölpazarı-Bolatlı (%56.0) ve Söğüt-Ortaca (%35.5) meralarında diğer familyalar (özellikle Asteraceae ve Lamiaceae) baskın iken, Bozüyük-Karaağaç merasında (%42.3) buğdaygiller (baskın olarak Festuca ovina) yoğunluk göstermiştir. Yem kalitesini artıran baklagillerin oranı en yüksek Günyurdu (%26.9) merasında (baskın olarak %13.8 Trifolium repens) saptanmıştır. Mera kalite dereceleri %20.0 (Ortaca) ile %39.1 (Bolatlı) arasında değişmiş; bu değerlere göre mera durumu Ortaca ve Karaağaç’ta “zayıf”, diğer üç köyde ise “orta” olarak belirlenmiştir. Toprağı kaplama oranlarına göre ise tüm meraların sağlık sınıfı “sağlıklı” olarak saptanmıştır. En yüksek kuru ot verimi 191.0 kg/da ile Bolatlı merasından, en düşük ise 122.2 kg/da ile Ortaca merasından elde edilmiştir. Çalışma yapılan alanlardaki yem kalite kriterleri incelendiğinde; en düşük ADF (%29.20) ve NDF (%50.65) oranları ile en yüksek Nispi Yem Değeri (121.5) Necmiye merasında elde edilirken; en yüksek ADF (%34.25), NDF (%70.35) ve tetani oranı (4.078) ile en düşük NYD (82.3) Karaağaç merasında tespit edilmiştir. Toprak analizleri, meraların genellikle tuzsuz, az-orta kireçli, killi ila killi-tınlı yapıda, fosfor bakımından yetersiz, potasyum yönünden ise zengin olduğunu göstermiştir. Bilecik ilinin farklı ilçelerini temsil eden mera alanlarında yapılan bu araştırma sonucunda, meraların ot verimi ve kalitesini artırmak amacıyla; toprakta saptanan fosfor noksanlığını giderecek gübreleme programlarının uygulanması, botanik kompozisyonda baklagil oranını artırmaya yönelik çalışmaların yapılması ve yüksek tetani riski taşıyan meralarda otlatma yönetimi ile rasyon takviyelerinin planlanması önerilmektedir.
Bâbürnâme’nin Fergana Bölümünde Kullanılan Çekim Edatları Üzerine Bir İnceleme
(Platanus Publishing, 2025) Kapucu, Hande; Ertürk, Halilibrahim
Edatlar tek başına bir varlığı veya kavramı karşılamayan, cümlede gramer
görevi üstlenen dil birimleridir. Kelime anlamı olarak Arapça ‘araç / vasıta’
anlamına gelen edat sözcüğü, çekimlik bağlı birimlerin ekleşmemiş olanları için
kullanılmaktadır. Arapça kelime anlamından yola çıkarak birkaç söz söylemek
gerekirse cümle yapısında kelimeleri bağlayıcı, karşılaştırıcı, sorgulayıcı,
vurgulayıcı, gösterici, kuvvetlendirici birimler olduklarını söylemek yanlış
olmaz. Çekim edatları, Eski Türkçeden günümüze kadar tarihî bir süreç geçirmiş,
fonetik ve morfolojik olarak değişime uğramışlardır. Çağataycadaki çekim
edatları, isim veya fiil cinsinden (eksiz isimler, kalıplaşmış hâl ekli şekiller,
kalıplaşmış gerundiumlu şekiller) kelimelerdir. Birkaç çekim edatı, zarf olarak da
mevcuttur. Bazı son çekim edatları ise hâl ve iyelik ekleri alabilirler. Son çekim
edatları, düzenli olarak, yalın (veya belirsizlik hâli), datif veya ablatif halleriyle
kullanılır (Eckmann, 1988, s. 89). Bu çalışmada, Çağatay sahasının önemli
eserlerinden biri olan “Bâbürnâme” adlı eserin Fergana bölümü (01a-40b) incelenmiş; dönemin usta nesir yazarı Bâbür tanıtılmış, eserin içeriği ve dili
hakkında bilgi verilmiş, eser üzerinde inceleme yapılarak çekim edatlarının
eserdeki kullanım biçimleri ve semantik işlevlerinin izahı amaçlanmıştır. Çalışma
dört ana başlıktan oluşmaktadır. İlk üç başlık, çalışmanın teorik kısmını oluşturur.
Bu başlıklar kapsamında çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi izah edilmiş; eserin
içeriğinden hareketle Bâbür’ün hayatı ve Bâbürnâme hakkında bilgi verilmiştir.
“Fergana Bölümünde Kullanılan Çekim Edatları” başlığını taşıyan dördüncü
kısım ise çalışmanın temelini teşkil etmektedir. Bu kısımda, öncelikle
Bâbürnâme’nin Fergana bölümünde (01a-40b) varakları arasında yer verilen
çekim edatları tespit edilmiştir. Tespit edilen çekim edatlarının semantik işlevleri
eserden alınan örnek cümlelerden yararlanılarak gösterilmiştir. Bu bölümde
incelenen edatların bir kısmının Çağatay Türkçesindeki kullanım biçimleri ile
Modern Özbek Türkçesindeki durumları karşılaştırılmış, aradaki farklılık ve
benzerlikler “Sonuç” bölümünde izah edilmiştir. Ayrıca tespit edilen edatlardan
bazılarının Çağdaş Türkiye Türkçesindeki durumu hakkında açıklamalara da yer
verilmiştir.
Kazan Tatar Türkçesiyle yazılmış "altı yıllık ibtidâî mekteb programması" adlı eser üzerine bir inceleme
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Kapucu, Hande; Ertürk, Halilibrahim
Tatar toplumunda eğitim, modernleşme ve dinî düşüncenin yeniden şekillenmeye başladığı 19. yüzyılda Rus baskısının azalması neticesinde, bilim, sanat, edebiyat ve sosyal yaşam gibi alanlarda kısmi bir rahatlama görülür. Tatarlar, 19. yüzyılın sonlarında Çarlık Rusya egemenliğindeki Müslüman Türk toplumlar arasında ortaya çıkan aydınlanma, eğitim ve modernleşme hareketi olarak tanımlanabilecek Ceditçilik akımının gelişimine dek, Arap yazısına dayalı eski yazıyı kullanmışlardır. Bu alfabe ile bilimsel, dinî ve edebî alanda pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu çalışmanın konusunu oluşturan "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" başlıklı eser de Latin alfabesine geçişten önceki dönemde, ilköğretim düzeyinde eğitim programını belirlemek amacıyla Arap harfleri ile kaleme alınmış bir kaynak kitaptır. Bu tez çalışmasının amacı; "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" adlı eseri incelemek ve bu eserden hareketle dönemin Kazan bölgesinde uygulanan eğitim-öğretim programını değerlendirmektir. Çalışma, beş ana bölümden oluşmaktadır. "Giriş" başlığını taşıyan birinci bölümde, "Altı Yıllık İbtidâî Mekteb Programması" adlı eserin içeriği, yazarı ve metodolojisi hakkında geniş bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, "Metin" başlığı altında transliterasyon yöntemi kullanılarak eserin Latin-Türk alfabesine aktarımı yapılmış, "Çeviri" başlığını taşıyan üçüncü bölüm kapsamında eserin Türkiye Türkçesine çevirisi yapılmıştır. Dördüncü bölümde, eserin genel dizini ve eserde kullanılan terimlerin dizinine yer verilmiş ve bu terimlerin bugünkü karşılıkları aktarılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise okuma sırasında karşılaştırma imkânı sunmak amacıyla eserin tıpkıbasımına yer verilmiştir. Bu sayede adı geçen eserden hareketle, ilgili dönemde Tatarların ilköğretim okullarında kullandığı eğitim sistemi tespit edilmeye çalışılmıştır.
Kişisel koruyucu donanım kullanımında davranışsal faktörlerin incelenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Yıldız, Saadet; Eski, Ardahan
Çalışma hayatında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları çalışanların sağlığını tehdit eden önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan fiziksel, kimyasal ve çevresel riskler çalışanların güvenliğini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği uygulamaları çalışma ortamlarında söz konusu risklerin kontrol altına alınmasını ve çalışanların korunmasını amaçlamaktadır. Kişisel koruyucu donanımlar çalışan ile tehlike kaynağı arasında koruyucu bir bariyer oluşturarak iş kazalarının etkisini azaltan önemli güvenlik araçları arasında yer almaktadır. Araştırmanın temel amacı çalışanların kişisel koruyucu donanım kullanım davranışını etkileyen faktörleri incelemek ve koruyucu donanım kullanımının iş güvenliği üzerindeki rolünü değerlendirmektir. Araştırma kapsamında iş sağlığı ve güvenliği alanında gerçekleştirilen akademik çalışmalar incelenmiş ve literatür taraması yöntemi kullanılarak kişisel koruyucu donanım kullanımını etkileyen davranışsal ve örgütsel faktörler değerlendirilmiştir. Literatürde yer alan araştırmalar çalışanların risk algısı, güvenlik kültürü, eğitim düzeyi ve yönetim desteğinin koruyucu donanım kullanımını doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Çalışma kapsamında elde edilen değerlendirmeler güvenlik kültürünün gelişmiş olduğu işletmelerde çalışanların koruyucu donanım kullanımına daha fazla önem verdiğini göstermektedir. Eğitim faaliyetleri ve güvenlik denetimlerinin artırılması çalışanların güvenli davranış geliştirmesine katkı sağlamaktadır. Araştırma sonuçları kişisel koruyucu donanım kullanımının iş kazalarının azaltılmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için çalışanların güvenli davranış geliştirmesi, yönetim desteğinin güçlendirilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin artırılması gerekmektedir.
KUŞEYRÎ’NİN ER-RİSÂLE ESERİNDE KERAMET VE İRŞAD VASITASI OLARAK RÜYA
(IKSAD Publishing House, 2026) Saçak, Ferhat; İnce, Eyüp
İnsanlık tarihi boyunca merak konusu olan rüya, tasavvuf düşüncesinde salt psikolojik veya fizyolojik
bir uyuşukluk hali olmaktan ziyade, insanın içsel dünyasını yansıtan ontolojik bir iletişim aracıdır. Bu
bildiri, tasavvuf literatürünün temel eserlerinden olan Abdulkerîm el-Kuşeyrî’nin (öl. 465/1072) er
Risâle’si ekseninde rüya olgusunu keramet ve irşad vasıtası olarak incelemektedir. Araştırma yöntemi
olarak bu çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup; verilerin toplanması ve
değerlendirilmesinde literatür taraması, metin tahlili (çözümleme) ve tümevarım teknikleri
kullanılmıştır. Sadece er-Risâle ekseninde rüyanın mahiyeti, sâdık ve kâzib kısımları, rüya tabiri ve
rüyanın pratik hayata tesiri analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda edinilen bulgular, Kuşeyrî'nin rüyayı,
kalpte yaratılan manaların hayal gücüne yansıması ve ilahî bir lütuf olan keramet olarak
konumlandırdığı tespit edilmiştir. O, rüyanın doğruluk derecesini sâlikin ahlaki arınmışlığı ve kalbî
safiyeti ile doğrudan ilişkilendirir. Sûfî terbiyesinin merkezinde yer alan murakabe ve muhasebe
pratikleri neticesinde görülen sâdık rüyalar, kişinin uyanıkken gösterdiği sadakatin uykudaki aynası
hükmündedir. Öte yandan kâzib rüyalar bütünüyle değersiz görülmemiş; nefsin zafiyetlerini ve iç
dünyadaki karmaşayı gösteren pedagojik bir uyarıcı olarak değerlendirilmiştir. Kuşeyrî’nin kendi
oğlunun hastalığında Hz. Peygamber’den rüyada aldığı tavsiyeyle amel edip çocuğunun şifa bulması
örneğinde görüldüğü üzere, rüyalar sûfînin gündelik hayatına yön veren, onu yanlışlarından döndüren
dinamik bir irşad vasıtasıdır. Ayrıca rüya tabirinin zihinsel bir ilimden ziyade, kalbi safiyete ulaşmış
kimselere has manevi bir sezgi olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak Kuşeyrî’nin düşünce sisteminde rüya;
kalbi masivadan arınmış kimselere bahşedilen ilahî bir keramet, nefsin yönelimlerini teşhis eden bir
ayna ve hakikate ulaştıran pratik bir rehberdir.




















