Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
II. Şapur döneminde hristiyanlık: inanç ve siyasallaşma arasında bir varoluş mücadelesi
(YAZ Yayınları, 2025) Altungök, Ahmet; Yılmaztekin, Nihat
Hristiyanlık, Roma İmparatorluğunca resmî olarak tanınmadan önce, Mezopotamya’dan İran platosuna kadar genişleyen tek tanrıcı bir inanç hareketi olarak özellikle tüccarlar, misyonerler ve din değiştirenler vasıtasıyla doğuya taşınmıştı. Doğu Akdeniz ve Mezopotamya arasında ticari faaliyetlerde bulunan Hristiyan tüccarlar Hristiyanlığın doğuya yayılmasına büyük etki yapmıştır. Süryani kaynakları Hristiyanlığın İran coğrafyasında yayılışını havarilerden Thomas ve Addai’nin öğrencilerinin misyonerlik faaliyetlerine bağlasa da Kuzey Mezopotamya’da Edessa ve Nissibis gibi önemli iki şehrin Hristiyanlığın iki önemli ana merkezi durumuna gelmesi İran coğrafyasının Hristiyanlaşmasında önemli bir yere sahiptir. Bu iki şehrin etkisiyle Hristiyanlık Mezopotamya’nın güneyine doğru ilerleyerek zamanla Arbela (Erbil), Bet Sulukh (Kerkük) ve Seleukeia gibi büyük şehirleri Hristiyanlar için önemli merkezler haline getirdi. Parthlar ve ilk dönemde Sâsânîler Roma’yla mücadele halinde olan Hristiyanları sahiplenici bir politika takip ettiler. Ancak IV. yüzyılda I. Constantinus’un din olarak Hristiyanlığı seçmesi ve Hristiyanlığın Roma topraklarında yükselişi (Socrates Scholasticus, çev. 1853, XVIII, p. 48vd), komşusu Sâsânî Şehinşahlığında farklı bir yankı meydana getirdi. II. Şapur’un uzun saltanatı boyunca Hristiyanlara yönelik baskıların sistematik hale gelmesi, yalnızca dinsel nedenlerle değil, aynı zamanda Roma ile olan rekabetin bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır. MÖ VI. yy’a kadar Roma’yla mücadele halinde olan Hristiyanlar, İran açısından siyasi ve dini bir tehdit olarak algılanmıyordu. Fakat bu yüzyıldan itibaren Roma’yla aralarında meydana gelen dinî ve kültürel bağlardan dolayı İran için potansiyel tehdit olarak algılanmaya başladı. II. Şapur’un, Seleukeia-Ctesiphon metropoliti Simeon bar Sabbaʻe6 (ö. 339) döneminde Hristiyanların ödemekle yükümlü olduğu vergiyi iki katına çıkarması ve ardından gerçekleşen çok sayıda idam olayı, bu endişenin somut bir göstergesidir ((The Chronicle of Arbela, çev. 1939, s. 25). Bu çalışmanın amacı II. Şapur döneminde. Hristiyanlara yönelik İran sarayının takınmış olduğu tavrın sebeplerini, şiddetini ve İran-Roma ilişkilerine yansımasını tartışmaya açmaktır. Çalışmada Sâsânî toplumundaki Hristiyanların bu süreçte sosyal, siyasal ve dini konumlarının yeniden nasıl inşa edildiği de analiz edilecektir.
Öğe
MS. V. Yüzyıl İran'da Hristiyanlık
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Yılmaztekin, Nihat; Altungök, Ahmet
Bu çalışma, MS V. yüzyılda Sâsânî Şehinşahlığı sınırlarında yaşayan Hristiyan toplulukların siyasi, teolojik ve toplumsal gelişimini incelemektedir. Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesi, İran’daki Hristiyanların konumunu köklü biçimde değiştirmiş; bu topluluklar, Roma-Sâsânî rekabeti bağlamında hem bir güvenlik tehdidi hem de imparatorluğun toplumsal yapısına katkıda bulunan unsurlar olarak algılanmıştır. Araştırmada, Hristiyanların Sâsânî yönetimiyle olan ilişkileri, şehitlik anlatıları ve Süryanice kronikler ışığında ele alınmış; söz konusu kaynakların tarihsel gerçekliği yansıtmaktan çok kolektif kimlik üretimi işlevi gördüğü ortaya konmuştur. Ayrıca Efes (431) ve Kadıköy (451) konsilleri sonrasında şekillenen teolojik ayrışmaların, Doğu Hristiyanlarının Roma’dan bağımsız bir kurumsal kimlik inşa etmelerinde belirleyici rol oynadığı vurgulanmıştır. Bu sürecin en somut sonucu, 484 Beth Lapat Sinodu ile Doğu Kilisesi’nin kurumsallaşarak Sâsânî topraklarında özerk bir yapı kazanmasıdır. Sonuç olarak, V. yüzyılda Doğu Hristiyanlığı yalnızca dini bir cemaatin varlık mücadelesi değil; imparatorluklar arası siyasi rekabetin, kimlik inşasının ve teolojik bağımsızlığın iç içe geçtiği çok katmanlı bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, Doğu Hristiyanlığının Asya içlerine yayılmasında Sâsânî topraklarını bir merkez haline getirmiştir.
Öğe
Adölesanlarda Sosyal Medya Bağımlılığı ile Aile İçi İletişimi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
(ISARC, 2026) Akdeniz Kudubeş, Aslı; Akyüzlü, Meryem
Amaç: Bu çalışma; adölesanlarda sosyal medya bağımlılığı ile aile iletişimi ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve korelasyonel olarak yürütülmüştür. Gereç-Yöntem: Araştırmaya, 01 Kasım 2024 – 15 Ocak 2025 tarihleri arasında kartopu tekniğiyle ulaşılan, araştırmaya katılmayı kabul eden, ebeveynlerinden onam alınan ve 14, 15, 16, 17 ve 18 yaşında olan 52 adölesan katılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacıların kendi bireysel ağları ve sosyal medya hesapları üzerinden google anket yoluyla ulaşabildiği adölesanlara online anket uygulanarak toplanmıştır. Araştırma verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu, Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Sosyal Medya Kullanımı ve Aile İletişimine Etkisi Belirleme Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde ortalama, yüzdelik hesaplamalar, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan adölesanların yaş ortalamasının olduğu 16,29 + 2,23 olduğu, %67,3’ünün kız ve %32,7’sinin erkek olduğu belirlenmiştir. Adölesanların %100’ünün internet ve sosyal medya kullandığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalamasının 3,73 + 0,65 ve Sosyal Medya Kullanımı ve Aile İletişimine Etkisi Belirleme Ölçeği toplam puan ortalamasının 50,36 + 10,23 olduğu saptanmıştır. Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği’nden beş ve üzeri puan alan ve sosyal medya bağımlısı olarak değerlendirilen 21 adölesan (%40,5) olduğu saptanmıştır. Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile Sosyal Medya Kullanımı ve Aile İletişimine Etkisi Belirleme Ölçeği arasında negatif yönde yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, adölesanların sosyal medya bağımlılığı düzeyleri ile aile içi iletişimleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Elde edilen bulgular, sosyal medya bağımlılığı arttıkça aile içi iletişimde olumsuz yönde bir değişim yaşandığını göstermektedir. Bu sonuçlar, sosyal medya kullanım alışkanlıklarının aile dinamikleri üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli olup, aile içi iletişimi güçlendirecek bilinçlendirme ve müdahale programlarının geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Öğe
Astral seyahat, Peygamber Enok'un Kitabı, dinlerde ve mitolojilerde yansımaları
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Hekim, Kübra Nur; Baş, Mustafa
İnsanlık, tarih boyunca fiziksel dünyanın sınırlarını aşma ve ötesine inanma arayışı içinde olmuştur. Bu doğrultuda gökyüzüne ve astral unsurlara duyulan ilgi, din ve mitolojiyle iç içe gelişmiş; gökyüzü kutsal bir mekân olarak algılanmıştır. Tanrı’ya ulaşma ve ilahi bilgiyi edinme arzusu, ruhsal ve bedensel seyahat anlatılarıyla birleşerek “yükseliş” kavramı etrafında şekillenmiştir. Zamanla bu yükseliş motifleri evrensel bir nitelik kazanarak toplumların ortak inanç pratiğine dönüşmüş; yükseliş ve astral seyahat olguları, insanın metafizik âlemle kurduğu ilişkiyi anlamada önemli bir yere sahip olmuştur. Bir inanç sisteminin, ruhsal yolculuk tasavvurları göz ardı edilerek ele alınması önemli bir eksikliktir; bu nedenle söz konusu deneyimler bütüncül bir bakışla değerlendirilmelidir. “Astral Seyahat, Peygamber Enok’un Kitabı, Dinlerde ve Mitolojilerde Yansımaları” adlı bu çalışmada, insanın bedensel sınırları aşma arzusunun farklı geleneklerdeki yansımaları incelenmiştir. Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın amacı ve kapsamı ele alınarak, insanın tarih boyunca gökyüzüne duyduğu ilginin mistik düşünceyi nasıl şekillendirdiği incelenmiştir. Birinci bölümde, yükseliş motifleri ve astral seyahat olgusuna ilişkin kavramsal ve teorik çerçeve ortaya konmuş; yükselişin biçimleri, araçları ve amaçları ile ruh–beden ilişkisi ve astral âlem kavramları parapsikolojik ve ezoterik yaklaşımlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, tarihsel ve mitolojik bir figür olarak Peygamber Enok (Hz. İdris) ele alınmış; Enok literatürünün gelişimi, Metatron’a dönüşümü ve göksel yolculuğu sırasında karşılaştığı mekânlar ve varlıklar tematik bir analizle incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise İbrahimi ve çevre inanç sistemleriyle birlikte Doğu dinleri, Antik mitolojik gelenekler ve şamanik-kadim inançlardaki yükseliş tasavvurları karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınarak değerlendirilmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda, yükseliş anlatılarının farklı dini ve kültürel geleneklerde çeşitli biçimlerde ortaya çıkmasına rağmen ortak temalar ve yapısal benzerlikler taşıdığı görülmüştür. Bu durumda yükseliş motifinin insanın kutsal, aşkın ve metafizik olanla ilişki kurma çabasını yansıtan önemli bir olgu olduğunu göstermektedir.
Öğe
Şeyhülislamlığa Ait İki Numaralı Telhis Defteri ve Müderris Atamaları
(İdeal Kültür Yayıncılık, 2025) Yıldırım, Hüseyin; Yurdakul, İlhami
Bu çalışma 19. Yy telhis defterleri üzerinden Osmanlı medrese sistemini incelemekte olup yoğun olarak yapılan atamalar doğrultusunda ilgili döneme ait teşkilat çerçevesini içermektedir. Telhisler kısaca Sadrazam veya daha alt makamlardan padişaha iznini, görüşünü veya emrini almak için yazılan ve konunun özetini içeren yazılardır. Şeyhülislamlık defterleri içerisinde yer alan aynı zamanda çalışmanın konusunu oluşturan telhis defterleri, Bâb-ı Meşihat’tan Bâb-ı Âliye yazılmış olan telhisleri içermekte olup dört adet defterden oluşmaktadır. İlki 1871/1872 (1288) yılına ait olan bu defterler 1922/1923 (1341) yılına kadar kayıtları içermektedir. Araştırmamıza konu edilen iki numaralı telhis defteri 3 Safer 1309 (1891) tarihinde başlayıp 19 Muharrem 1317 (1899) bitmektedir. Telhisler incelendiğinde ilmiye sınıfında yer alan kadıasker, müftü, müderris, vâiz, dersiam, kadı, nâib gibi görevlilerin tayin yerleri, terfi, rütbe atlamaları, görev sürelerinin uzatılmasıyla ilgili kayıtlar bulunmuştur. Bu kayıtlara göre 19. yüzyıl Osmanlı medrese teşkilatı kuruluşundan itibaren bazı ıslahatlar geçirmiş olup ibtidâ-i dâhil ile başlayıp darü’l-hadîs-i süleymâniye müderrisleri ile en yüksek derecesine ulaşan müderrislik dereceleri zaman içinde değişime uğramıştır. Bu değişimi defterler üzerinden göstermeye gayret ettiğimiz çalışmamızda sonuç olarak müderrislik derecelerinin bazı kaynaklarda 8 ila 12 derece arasında sunulduğunu fakat 19. yüzyılda ilmiye teşkilatı içerisinde yer alan telhis defterlerinde bu derecelerin toplamının 12 derece olduğu tespit edilmiştir.