Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
1792-1793 tarihli Kasımpaşa nüfus defterinde kayıtlı esnaf grupları
(İdeal Kültür Yayıncılık, 2025) Semiz, Ezgi; Yurdakul, İlhami
III. Selim döneminde Osmanlı devleti, kefalet sistemine yoğunlaşmıştır. Güvenliğin sağlanması, vergilerin düzenli olarak toplanması gibi konularda aksaklık yaşanmaması için bu sisteme başvurulmuştur. III. Selim yazmış olduğu hatt-ı hümayunda Eyüp, Üsküdar ve Galata gibi bölgelerin denetlenmesini emretmiştir. Özellikle ticari hacmi büyük alanlardan başlanmıştır. Müfettişler han, hamam, bekar odaları, medrese gibi alanları denetlemiştir. Amaç, herkesin bir işi ve kefilinin olması ve devlete karşı görevlerini yerine getirmesi olmuştur. Osmanlı devleti, vergilerin toplanması ve düzenli bir işleyiş oluşturmak için nüfus defterlerini kullanmıştır. Bu defterler denetleme açısından kolaylık sağlamıştır. Esnaf kefalet defterlerinde, kefiller ve sakin oldukları yerler belirtilir. Hem dükkan sahipleri hemde seyyar satıcılar kefilleri ile yer alır. Bu defterlerde serseri olarak adlandırılan kişiler ayrıca yazılmıştır. Diğer yandan göçmenler de genellikle memleketleri ile zikredilmişlerdir. Bugün araştırmalarda nüfus defterleri birincil kaynak olarak kullanılır. İstanbul genelinde iktisadi hayatın tespiti açısından büyük öneme haizdir. Bu çalışmada, 1792-1793 tarihli İstanbul’un Galata k azasının Kasımpaşa semtini kapsayan nüfus defteri merkeze alınmıştır. Defterin transkripsiyonundan yola çıkarak Kasımpaşa semtinde bulunan esnaf gruplarının incelenmesi hedeflenmiştir. Defterde, bu esnaf grupları ve yanlarında bulunan çırakları, şakirdleri, kalfaları da kayıt altına alınmıştır. Çeşitli zanaatkarlar ve ticaret ile uğraşan esnaf; memleketleri, lakapları, unvanları ile defterde yer almaktadır. Bu esnafın ikamet ettiği han, hamam ve bekar odaları listelenmiştir. Ayrıca defterde belirtilen, Kasımpaşa semtinde yer alan fırın v e cami b enzeri yapılarda dönemin mimarisi hakkında bilgi vermektedir. Esnaf bu bölgelerde ticaret ile uğraşmaktadır. Defterde birbirine kefil olan esnaflar, kethüdalar, kalfalar ve şerikler liste halinde verilmiştir. Bildiride, bu esnaf gruplarının da içinde bulunduğu kefalet sisteminden yola çıkarak yapmış oldukları mesleklere değinilecektir. Dönemin Kasımpaşa semtindeki iktisadi ve sosyal hayata bir bakış açısı sunulması amaçlanmaktadır.
Öğe
II. Abdülhamid Dönemi Maarif Nazırlarından Mustafa Haşim Paşa (1852-1918)
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Şanlı, Berke; Okumuş, Ali
II. Abdülhamid döneminin ikinci en uzun süreli ve son Maarif Nazırı olan Mustafa Haşim Paşa 24 Ekim 1852’de İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Köklü bir aile bağına sahip olan Mustafa Haşim Paşa’nın ailesi Sadrazam Koca Yusuf Paşa’ya kadar uzanmaktadır. Öyle ki Mustafa Haşim Paşa, Koca Yusuf Paşa’nın oğlu olan Mahmud Bey’in torunudur. Babası ise “Molla Bey” olarak bilinen ve II. Abdülhamid dönemi Şeyhülislamlarından olan Ahmed Muhtar Beyefendi olmakla birlikte annesi Hatice Hanım’dır. Tek çocuk olmayan Mustafa Haşim Paşa’nın Arif Bey adında bir tane kardeşi bulunmaktadır. Eğitimine Şehzade, Mercan ve Bayezıd Camii gibi medreselerle başlamış ve sonrasında ibtida-i hariç ve hareket-i harice geçmiştir. Bu süre zarfında Arapça icazet almış ve şahsi gayretleriyle Farsça dahi öğrenmiştir. On yedi yaşında memuriyet hayatına başlayan Mustafa Haşim Paşa ilk başlarda ilmiye kökenli bir aileden gelmesi ve ilmiye kökenli bir eğitim alması üzerine ilk görevleri ilmiye sınıfı içerisinde olmuştur. Yalnızca ilmiye sınıfında görev almayan Mustafa Haşim Paşa ardından Adliye Nezareti bünyesinde memuriyetlerde bulunarak hukuki kimliğini geliştirmiştir. Bunun yanında sadece İstanbul’da görev almayarak iki defa taşrada görev almıştır. Bu doğrultuda ilk olarak Hüdavendigar Vilayeti Adliye Müfettişliği görevinde bulunan Mustafa Haşim Paşa daha sonrasında idari kimliğini de öne çıkarttığı Trablusgarb Valiliği vazifesine tayin edilmiştir. Bu görevinde bulunduğu esnada esasında Trablusgarb’taki siyasi ve diplomatik mücadelelere şahit olan Mustafa Haşim Paşa yaklaşık bir senelik görevinin ardından İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’a döndükten bir süre sonra adını duyurduğu Maarif Nazırlığı’na tayin edilmiş ve II. Abdülhamid döneminin son, II. Meşrutiyet devrinin ilk Maarif Nazırı olarak adını tarihe yazdırmıştır. Burada da pek çok çalışma gerçekleştiren Mustafa Haşim Paşa, 1908’de Maarif Nazırlığı görevinden ayrılmış ve sürgüne gönderilmiştir. Sürgüne gönderildikten bir süre sonra genel affın ilan edilmesi üzerine İstanbul’a dönmüştür. Paşa’nın bu yoğun görev süreleri içerisinde kaleme aldığı Mustalahat, Tezkîr-i İnkılap, Nuhbetü’l-Mülûk ve İzâhü’l-Kavâid olmak üzere dört farklı eseri mevcuttur.
Öğe
Mustafa Haşim Paşa'nın Hüdavendigar Vilayeti Adliye Müfettişliği (1886)
(Bilgehan Atsız Gökdağ, 2025) Şanlı, Berke; Okumuş, Ali
II. Abdülhamid’in son Maarif Nazırı Mustafa Haşim Paşa’nın (1852-1920),1886 yılında Hüdavendigâr vilayetinde adliye müfettişi olarak bulunduğu beş buçuk aylık bir dönemi konu alan bu araştırma, doğrudan Paşa’nın kaleme aldığı ve adını “seyahatname” olarak koyduğu kısa bir günlüğe dayanmaktadır. Maarif nazırı olmadan yaklaşık yirmi yıl önce yazdığı bu defter, kendi talebiyle Hüdavendigâr vilayeti adliye müfettişliğine atandığı Ocak 1886 tarihinden başlamakta ve memuriyetin ilga edildiği Mayıs 1886 tarihine kadar geçen süreyi kapsamaktadır. Mustafa Haşim Paşa, Hüdavendigâr vilayetine gelip görevine başladıktan kısa bir süre Çanakkale’ye gitmek üzere İstanbul’a döndü ancak hava muhalefeti nedeniyle bu seyahatini ertelemek durumunda kaldı. Bu sırada Adliye Nazırı Abdurrahman Paşa ile görüşen Haşim Paşa, Ankara vilayetinden gelen şikâyetlerden dolayı orayı teftiş etmekle görevlendirildiğini öğrendi. Hazırlıklarını tamamlayan Haşim Paşa önce Hüdavendigâr vilayetine geldi ve oradan yolu üzerinde bulunan şehir ve kasabaları teftiş ederek Ankara’ya vardı. Buradaki işini tamamlayıp Bursa’ya döndükten kısa bir süre sonra da memuriyet görevi olan adliye müfettişliğinin ilga edildiğini öğrenip aynı gün İstanbul’a gitti. Adliye müfettişi olduğu bu dönemi bütünüyle kapsayan seyahat defterinde Haşim Paşa, gördüğü ve gezdiği yerleri kaydederken aynı zamanda görüştüğü kişiler hakkında bilgi vermekte ve ziyaret ettiği şehirlerle ilgili kısa da olsa gözlemlerini aktarmaktadır. Bu araştırmada, Mustafa Haşim Paşa’nın günlüğünde anlattıkları arşiv belgeleri ve devrin gazeteleri ışığında incelenecek böylece Paşa’nın adeta kişisel bir anlatısı olan metni resmî belgelerle karşılaştırılacak ve yazmadığı detaylar da ortaya konulmuş olacaktır.
Öğe
Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ta meşruiyet anlayışı
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Can, Eminenur; Göz, Kemal
Bu çalışma, İslam siyaset felsefesinin en temel meselelerinden biri olan teorik ile pratiğin çatışmasını, 11. yüzyıl Selçuklu dönemine yön veren iki tarihi şahsiyet olan Nizâmülmülk ve Hasan Sabbâh’ın meşruiyet anlayışları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı dönem ve coğrafyada yaşamış olan bu iki figürden Nizâmülmülk, adalet ve liyakat temelli Sünnî devlet düzenini korumayı; Hasan Sabbâh ise İsmâilî düşünce ekseninde bu yapıyı dönüştürüp yıkmayı hedeflemiştir. Çalışmanın temel hareket noktasını, taban tabana zıt siyaset anlayışlarına sahip bu iki ismin iktidar ve otorite inşa ederken geliştirdikleri meşruiyet stratejileri oluşturmaktadır. Araştırmada metodolojik olarak batılı düşünürlerin yorumlarına yer verilmemiş, felsefî zemin tamamen İslam siyaset düşüncesindeki meşruiyet tanımları ve unsurları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Nizâmülmülk’ün yönetim vizyonu için Siyâsetnâme temel kaynak kabul edilirken; Hasan Sabbâh’a dair birincil kaynakların sınırlılığı nedeniyle Cüveynî ve Gazzâlî gibi muhalif Sünnî müelliflerin eserlerine başvurulmuştur. Bu durum, çalışmanın aynı zamanda taraflı ve abartılı anlatılardan arınmış eleştirel bir tarih yazımı sorgulamasına dönüştürülmesini gerekli kılmıştır. Karşılaştırmalı analiz yöntemiyle yürütülen çalışma sonucunda; her iki ismin yetiştirilme şekilleri, kademe kademe yükselişleri ve yürüttükleri ilmi/askeri mücadeleler bakımından derin paralellikler taşıdığı tespit edilmiştir. İki liderin meşruiyet üretirken başvurdukları mantık özünde benzerdir; ancak Nizâmülmülk bir devlet görevlisi olarak meşruiyeti legal kurallar dairesinde ararken, Hasan Sabbâh hesap vereceği bir otorite olmamasının verdiği rahatlıkla ta’lîm öğretisi, manipülasyon ve şiddet gibi illegal yöntemleri fütursuzca kullanmıştır. Çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli bulgu ise, Hasan Sabbâh’ın asıl rakip olarak Sultan Melikşah’ı değil, devletin arka plandaki gerçek yöneticisi olarak gördüğü vezir Nizâmülmülk’ü seçmiş olmasıdır. Bu yönüyle tezin, literatürde iki ismin meşruiyet algısını felsefî düzeyde karşılaştıran ilk kapsamlı çalışma olarak mevcut boşluğu doldurması hedeflenmektedir.
Öğe
Mısır çeşitlerinde farklı azot dozları ile üre formlarının verim ve kalite özellikleri üzerine etkileri
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Başar, Ahmet; Erbaş Köse, Özge Doğanay
Mısır (Zea mays L.), yüksek verim potansiyeli, insan ve hayvan beslenmesindeki önemi ile gıda, yem ve sanayi sektörlerinde geniş kullanım alanına sahip stratejik bir tarla bitkisidir. Yüksek verim ve kaliteli ürün elde edebilmek için yeterli ve dengeli azotlu gübreleme büyük önem taşımaktadır. Ancak uygulanan azotun önemli bir kısmı amonyak uçuculuğu, yıkanma ve denitrifikasyon gibi yollarla kayba uğramakta, bu durum hem ekonomik kayıplara hem de çevresel sorunlara neden olmaktadır. Son yıllarda geliştirilen inhibitörlü gübreler, azot kayıplarını azaltarak azot kullanım etkinliğini artırması nedeniyle sürdürülebilir mısır yetiştiriciliğinde önemli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırma, Sakarya ekolojik koşullarında yağışa dayalı olarak yetiştirilen Kale ve Pioneer 2088 mısır çeşitlerinde geleneksel üre ve üreaz inhibitörlü üre gübre formlarının farklı azot dozları ile birlikte uygulanmasının verim, verim unsurları ve kalite özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme ana parsellere çeşitler, alt parsellere gübre formları ve alt-alt parsellere azot dozları gelecek şekilde bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada bitki boyu, ilk koçan yüksekliği, yaprak sayısı, koçan uzunluğu, koçan çapı, koçanda tane sayısı, sömek ağırlığı, tane verimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı ile protein, yağ, nişasta ve kül oranları incelenmiştir. Araştırma sonucunda incelenen özelliklerin büyük çoğunluğunun çeşit, gübre formu ve azot dozlarından farklı düzeylerde etkilendiği belirlenmiştir. Birçok verim unsuru ve tane verimi bakımından N 3 azot dozu en yüksek değerleri vermiştir. Pioneer 2088 çeşidi ortalama 1115.90 kg da⁻¹ tane verimi ile Kale çeşidinden (1042.70 kg da⁻¹) daha yüksek performans göstermiştir. Üreaz inhibitörlü gübre uygulaması klasik üreye göre tane verimini yaklaşık %6.8 artırmıştır. En yüksek tane verimi 1284.07 kg da⁻¹ ile Kale çeşidinde üreaz inhibitörlü gübre ve N3 azot dozu kombinasyonunda elde edilmiştir. Kalite özellikleri bakımından en yüksek protein oranı N1 (%11.40)’de, en yüksek yağ (%5.55) ve nişasta (%66.81) oranları ise N4 azot dozunda belirlenmiştir. Sonuç olarak, Sakarya ekolojik koşullarında yürütülen bu araştırmada, mısır yetiştiriciliğinde çeşit, azot dozu ve gübre formunun tane verimi ile kalite özellikleri üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Özellikle üreaz inhibitörlü gübre uygulamalarının azot kullanım etkinliğini artırarak tane verimini olumlu yönde etkilediği, uygun azot dozu ve çeşit seçimi ile birlikte yüksek verim ve kalite değerlerine ulaşılabileceği ortaya konulmuştur.