Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.
DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.

Güncel Gönderiler
Günümüz Siirt âlimlerinden Şeyh Muhammed Nuri Özcan’ın Arapça şiir divanının biçim ve içerik açısından incelenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Korkmaz, Enes; Arslan, Adnan
Bu çalışma, Şeyh Muhammed Nuri’nin şiirlerinde yer alan edebî sanatları, tasavvufî unsurları ve dil özelliklerini inceleyerek şairin edebî şahsiyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmada Arapça, Kürtçe Türkçe ve Farsça şiirlerden oluşan divanı, Keşkül adlı eseri ve müstakil manzumeleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın kapsamını Siirt ve çevresindeki medrese geleneği, şairin yetiştiği ilmî çevre, tasavvufî kültür ve aile etkisi oluşturmaktadır. Coğrafî sınırlar büyük oranda Siirt, Pervari ve Van bölgeleri ile sınırlanmış; zaman bakımından ise 1934 yılından günümüze kadar olan dönem esas alınmıştır. Tezin birinci bölümünde Siirt özelinde ilmî hayat, medrese geleneği ve klasik sıra kitapları ele alınmış; yöredeki eğitim sistemi, müderrislik yapısı ve medrese kültürü, Tasavvufi düşünce ve Nakşibendi tarikatı kısa bir şekilde tanıtılmıştır. İkinci bölümde Şeyh Muhammed Nuri’nin hayatı, aile ortamı, tasavvufî kimliği, etkilendiği şahsiyetler ve şiir yazımını şekillendiren unsurlar, şiirlerin tematik ve nazım yönleriyle değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise şairin şiirlerinde yer alan meânî, beyân ve bedî’ ilimleri çerçevesindeki söz sanatları örneklerle incelenmiş; icaz, itnab, kinaye, mecâz-ı aklî, mecâz-ı mürsel, teşbih, tıbak vb. sanatların şiirlerdeki kullanım biçimleri ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Araştırmanın sonucunda, Şeyh Muhammed Nuri’nin şiirlerinin klasik belagat geleneğini güçlü bir şekilde yansıttığı, tasavvufî derinliğe sahip olduğu ve çok dilli edebî birikimi sayesinde geniş bir ifade zenginliği oluşturduğu tespit edilmiştir. Şiirlerinde hem medrese kültürünün hem Nakşibendî geleneğinin hem de aileden gelen şairlik mirasının belirleyici bir etkisi bulunduğu görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Belâgat, İlim, Medrese, Şeyh Muhammed Nuri, Tasavvuf.
Abbâsî şairi Mütenebbî’nin divanında mübâlağa estetiği
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Kaya, Esma; Arslan, Adnan
Bu çalışma, Arap edebiyatının önemli edebî sanatlarından biri olan mübâlağanın Mütenebbî Divanı’ndaki kullanımını, estetik, retorik ve psikolojik boyutlarıyla incelemektedir. Mübâlağa; duygu, düşünce ve niteliklerin abartılı biçimde ifade edilmesi olarak tanımlanmakta ve Arap edebiyatı tarihinde tartışmalara konu olmaktadır. Araştırmada Mütenebbî Divanı temel kaynak olarak alınmış, çalışma nitel araştırma yöntemine dayalı olarak doküman incelemesi tekniğiyle yürütülmüştür. Veriler betimleyici ve analiz edici bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, mübâlağa sanatının Mütenebbî’nin şiirinde özellikle kendini ve memdûhunu yüceltme ile savaş sahnelerinin tasvirinde yoğunlaştığı; buna karşılık hiciv, doğa ve zaman tasvirlerinde daha sınırlı kullanıldığı tespit edilmiştir. Mütenebbî’nin mübâlağayı yalnızca hayal gücüne dayalı bir anlatım unsuru olarak değil, aynı zamanda rasyonel temellere dayandırarak kullandığı ve bu sayede estetik etkiyi güçlendiren çok katmanlı bir söylem oluşturduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda mübâlağanın şairin şiirinde yalnızca süsleyici bir unsur olmayıp anlamı derinleştiren ve etkileyiciliği artıran işlevsel bir retorik araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, mübâlağa sanatının Mütenebbî Divanı’ndaki kullanımını bütüncül bir bakışla ele alarak, söz konusu sanatın estetik, psikolojik ve retorik işlevler taşıdığını göstermektedir.
Figurative Expression in Muslim Ibn al‑Walīd’s Al-Qaṣīdah Al-Lāmiyyah
(Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi, 2026) Arslan, Adnan; Kahraman, Eren; Korkmaz, Enes; Kaya, Esma
Bu çalışma, Müslim b. Velîd’in (d. 208/823) olgunluk dönemine ait Lâmiyye Kasidesini figüratif anlatım bağlamında incelemeyi hedeflemektedir. Figüratif anlatım, şiirde söze doğrudan değil dolaylı biçimde anlam kazandıran, kelimeleri kendi sözlük anlamlarının ötesine taşıyan bir ifade biçimidir. Bu bağlamda teşbih, istiâre, mecaz ve kinaye gibi sanatlar, şairin hayal gücünü ortaya koymasının yanı sıra okuyucuda estetik bir etki uyandıran temel unsurlar olarak ele alınmaktadır. Müslim b. Velîd, Lâmiyye’sinde özellikle kılıç, savaş, tabiat ve aşk gibi temaları zengin hayal örgüleriyle işlemiş; soyut duyguları somut varlıklarla, maddi unsurları ise soyut kavramlarla kaynaştırarak çok katmanlı bir şiir dili kurmuştur. Çalışmanın önemi, söz konusu kasidenin yalnızca tarihî bağlamda değil, aynı zamanda figüratif dilin imkânlarını en geniş şekilde kullanan bir metin olarak klasik Arap şiirindeki estetik dönüşümü göstermesidir. Araştırmada metin analizi yöntemi uygulanmış; beyitler tek tek incelenerek benzetmelerin türleri, istiârelerin işlevleri ve mecazların anlam inşasına katkıları ortaya konulmuştur. Bulgular, Müslim b. Velîd’in Lâmiyye’sinde hayallerin sadece süs unsuru olarak değil, aynı zamanda duyguların yoğunlaştırıldığı, düşüncenin somutlaştığı ve estetik etkinin güçlendirildiği bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu yönüyle kaside, şairin sanatsal olgunluğunu yansıtan ve Arap şiirinde figüratif dilin yaratıcı kullanımına güçlü bir örnek teşkil eden metinlerden biridir.
Kadmiyumun Bitkiler Üzerine Etkileri
(Serüven Yayınevi, 2025) Daldal, Ayşegül; Mut, Hanife
Sanayileşmenin artması ve teknolojideki ilerlemeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte çevresel kirlilik sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
Bu kirliliğe neden olan birçok unsur bulunmakla birlikte, ağır metaller bu
unsurlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Günümüzde toprak, su ve
hava gibi doğal ortamlarda giderek birikim gösteren ağır metaller, canlıların yaşamı üzerinde tehdit oluşturan ciddi çevresel problemlerden biri
haline gelmiştir. Endüstriyel faaliyetler, motorlu taşıtların egzoz gazları,
madencilik faaliyetleri, volkanik olaylar, tarımda kullanılan kimyasallar
ve şehir atıkları gibi birçok kaynak, bu metallerin çevreye yayılmasına
yol açmaktadır (Stresty ve Madhava Rao, 1999; Öktüren Asri ve Sönmez,
2006). Ağır metaller, atom numarası 20’den büyük olan, yoğunluğu 5 g/
cm³’den fazla olan ve düşük yoğunluklarda bile toksik etki gösterebilen
elementler olarak tanımlanır. Kurşun (Pb), kadmiyum (Cd), krom (Cr),
demir (Fe), kobalt (Co), bakır (Cu), nikel (Ni), cıva (Hg) ve çinko (Zn)
elementleri bu grupta yer alır (Özkan, 2009). Insan eliyle üretilemeyen ve
yok edilemeyen bu elementler; toprak, su ve hava gibi doğal kaynaklarda
birikmeye eğilimlidir. Atmosfere farklı yollarla salınan bu metaller, yağışlar ve toz taşınımı yoluyla toprağa ve suya ulaşarak ekosistem üzerinde
olumsuz etkilere yol açabilir. Ağır metallerin tümünün biyolojik olarak
parçalanamadığı bilinmektedir. Bazıları bulunduğu ortamda hareketsiz
kalarak çevresel olarak uzaklaştırılamaz iken, bazıları hareketli yapıları
sayesinde bitki kökleri tarafından taşınabilir. Bu metaller, bitkiler açısından gerekli olup olmamalarına göre sınıflandırılabilir. Örneğin bakır,
çinko, kobalt, mangan ve nikel enzim sistemleri için gerekli olup düşük
yoğunluk düzeylerinde faydalı olabilirken; alüminyum, arsenik, kadmiyum, krom ve kurşun gibi elementler düşük yoğunluklarda dahi bitkiler
için zararlıdır. Kadmiyum (Cd), kurşun (Pb) ve cıva (Hg) toksik etkileri
en yüksek olan ağır metaller arasında yer almaktadır. Bitkilerin gelişim
sürecinde ister gerekli ister gereksiz olsun bu metallerin dokularda birikmesi hem vejetatif hem de generatif gelişim üzerinde olumsuz etkilere
yol açabilmektedir (Gür ve ark., 2004). Her metalin bitkide etkili olduğu
bölge farklı olabileceğinden, gösterdikleri toksik etki de metale bağlı olarak değişkenlik gösterir. Toksisite derecesi; metalin yoğunluğu, kimyasal
formu (iyon, kompleks vs.), maruz kalan bitki türü, uygulama süresi ve
maruz kalınan çevresel koşullara göre farklılık gösterir. Bitkiler genellikle
bu metaller nedeniyle geçici veya uzun süreli stres altında kalabilir. Bu
stresin etkileri; bitki boyunda, çimlenme oranında, kök ve gövde uzunluğunda ya da biyokütle miktarında azalma olarak gözlemlenir (Phalsson,
1989). Bu nedenle, her bitki türü için ağır metale karşı tolerans sınırlarının
bilinmesi oldukça önemlidir. Bu derleme çalışmada, ağır metallerden biri
olan kadmiyumun bitkiler üzerindeki etkilerine değinilecektir.
Bilecik ili meralarının bitki örtülerinin belirlenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Daldal, Ayşegül; Mut, Hanife
Bu çalışma; Bilecik ilinin farklı ekolojik ve topografik özelliklere sahip beş ilçesinden seçilen beş farklı köyünde bulunan mera alanlarında 2025 yılı Mayıs ayında yürütülmüştür. Meraların botanik kompozisyonunu belirlemek amacıyla transekt yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ot örneklerinin ham protein, ADF, NDF, makro element (P, K, Ca, Mg) içerikleri ile tetani oranları [K/(Ca+Mg)] ve nispi yem değerleri (NYD) belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, incelenen mera alanlarında 17 familyaya ait toplam 64 bitki türü tespit edilmiş olup; bu türlerin 13'ü buğdaygiller (Poaceae), 22'si baklagiller (Fabaceae) ve 29'u diğer familyalara ait bitkilerden oluşmuştur. Botanik kompozisyonda Merkez-Necmiye (%36.2), Pazaryeri-Günyurdu (%30.5), Gölpazarı-Bolatlı (%56.0) ve Söğüt-Ortaca (%35.5) meralarında diğer familyalar (özellikle Asteraceae ve Lamiaceae) baskın iken, Bozüyük-Karaağaç merasında (%42.3) buğdaygiller (baskın olarak Festuca ovina) yoğunluk göstermiştir. Yem kalitesini artıran baklagillerin oranı en yüksek Günyurdu (%26.9) merasında (baskın olarak %13.8 Trifolium repens) saptanmıştır. Mera kalite dereceleri %20.0 (Ortaca) ile %39.1 (Bolatlı) arasında değişmiş; bu değerlere göre mera durumu Ortaca ve Karaağaç’ta “zayıf”, diğer üç köyde ise “orta” olarak belirlenmiştir. Toprağı kaplama oranlarına göre ise tüm meraların sağlık sınıfı “sağlıklı” olarak saptanmıştır. En yüksek kuru ot verimi 191.0 kg/da ile Bolatlı merasından, en düşük ise 122.2 kg/da ile Ortaca merasından elde edilmiştir. Çalışma yapılan alanlardaki yem kalite kriterleri incelendiğinde; en düşük ADF (%29.20) ve NDF (%50.65) oranları ile en yüksek Nispi Yem Değeri (121.5) Necmiye merasında elde edilirken; en yüksek ADF (%34.25), NDF (%70.35) ve tetani oranı (4.078) ile en düşük NYD (82.3) Karaağaç merasında tespit edilmiştir. Toprak analizleri, meraların genellikle tuzsuz, az-orta kireçli, killi ila killi-tınlı yapıda, fosfor bakımından yetersiz, potasyum yönünden ise zengin olduğunu göstermiştir. Bilecik ilinin farklı ilçelerini temsil eden mera alanlarında yapılan bu araştırma sonucunda, meraların ot verimi ve kalitesini artırmak amacıyla; toprakta saptanan fosfor noksanlığını giderecek gübreleme programlarının uygulanması, botanik kompozisyonda baklagil oranını artırmaya yönelik çalışmaların yapılması ve yüksek tetani riski taşıyan meralarda otlatma yönetimi ile rasyon takviyelerinin planlanması önerilmektedir.




















