Tasavvufî ahlak ile Schopenhauer'ın ahlak teorisinin mukayesesi

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Bu çalışmada Arthur Schopenhauer'ın irade temelli etik anlayışı ile tasavvufun nefis terbiyesine dayanan ahlak öğretisi karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Her iki düşünce geleneğinde insanın iç dünyası ve ahlaki gelişimi incelenmekte, bireyin ahlaki olgunluğa ulaşmasının içsel bir dönüşüm süreciyle ilişkili olduğu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte söz konusu dönüşümün dayandığı metafizik temeller ve yöntemlerin farklı bir düşünsel çerçevede şekillendiği görülmektedir. Schopenhauer'ın ahlak anlayışında insan doğası irade kavramı üzerinden açıklanmaktadır. İnsanın sürekli arzu eden bir varlık olması, yaşamın acı ve tatminsizlikle ilişkilendirilmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda ahlaki gelişimin bireyin bencil eğilimlerini aşması ve iradenin etkisini sınırlandırmasıyla mümkün hâle geldiği vurgulanmaktadır. Schopenhauer'ın etik kuramında merhamet temel bir ilke olarak değerlendirilmekte ve bireyin başkalarının acısına duyarlılık geliştirmesi ahlaki olgunluğun önemli bir göstergesi olarak görülmektedir. Tasavvuf geleneğinde insanın ahlaki gelişimi nefis terbiyesi çerçevesinde ele alınmaktadır. Varlık anlayışı ilâhî hakikatin tecellisi düşüncesiyle açıklanmakta ve insanın bu hakikate yönelmesi temel amaç olarak ifade edilmektedir. Nefsin manevi eğitim yoluyla aşamalı biçimde olgunlaştığı belirtilmekte; zikir, seyr ü sülûk ve benzeri uygulamaların bireyin iç dünyasının arınmasına katkı sağladığı vurgulanmaktadır. Her iki düşünce sisteminde insanın temel sorunu içsel arzuların etkisi bağlamında değerlendirilmektedir. Schopenhauer bu durumu irade kavramıyla açıklarken tasavvuf nefis kavramını merkeze almaktadır. Buna rağmen benliği aşma, dünyevi hazlardan uzaklaşma ve ahlaki duyarlılık geliştirme gibi ortak yönlerin bulunduğu görülmektedir. Bu analiz sonucunda görülmektedir ki ister batı felsefesi ister doğu felsefesinin mistik gelenekleri, insanın ahlaki olgunluğa erişmesi, yalnızca dışsal kuralların uygulanmasıyla değil, içsel bir arınma süreciyle mümkündür. Schopenhauer'ın bireyi istemenin zincirlerinden kurtulmaya davet eden kararlı felsefi duruşu ile tasavvufun nefsi aşarak ilâhî hakikate yolculuğa çağıran ruhsal sistemi, ahlak felsefesi tarihinin iki derin okuması olarak birbiriyle anlamlı bir diyalog kurmaktadır.

This study examines the ethical philosophy of Arthur Schopenhauer based on the concept of the will in comparison with the Sufi understanding of morality grounded in the discipline of the self. In both traditions, the nature of the inner self and the process of moral development are explored, and moral maturity is associated with an inner transformation of the individual. At the same time, the metaphysical foundations and practical paths through which this transformation is understood develop within different intellectual frameworks. In Schopenhauer's ethical thought, human nature is explained through the concept of the will. The view that human beings constantly desire and strive connects life with suffering and dissatisfaction. Moral development therefore becomes linked to the individual's ability to transcend selfish tendencies and restrain the influence of the will. Compassion holds a central place in this framework, since the capacity to feel the suffering of others is regarded as a key element of moral awareness. Through compassion, the individual moves beyond self-interest and develops a deeper ethical sensitivity. In the Sufi tradition, moral development is approached through the discipline of the self. Existence is understood as a manifestation of divine truth, and the human being is directed toward this truth. Within this framework, the self gradually matures through spiritual training. Practices such as remembrance, spiritual journeying, and similar disciplines contribute to the purification of the inner life and support the development of a balanced moral character. Both traditions identify the influence of inner desires as a central issue in human life. Schopenhauer explains this condition through the concept of the will, while Sufi thought interprets it through the notion of the self. Despite their different conceptual frameworks, both perspectives emphasize transcending ego-centered impulses, limiting attachment to worldly desires, and cultivating moral awareness. As a result of this analysis, it becomes evident that moral maturity, whether considered within philosophical thought or within mystical traditions, is closely connected with an inner process of purification. Schopenhauer's philosophical call to free the individual from the domination of the will and the Sufi path that invites the individual to transcend the self and move toward divine truth together open a meaningful dialogue within the broader history of moral philosophy.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Tasavvuf, Ahlak, Schopenhauer, Merhamet, İrade, Sufism, Ethics, Schopenhauer, Compassion, Will

Kaynak

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye

Din, Ö. F. (2026). Tasavvufî ahlak ile Schopenhauer'ın ahlak teorisinin mukayesesi. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi.

Onay

İnceleme

Ekleyen

Referans Veren