Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
Buğday kepeği ve sağlık
(İKSAD Yayınevi, 2025) Erbaş Köse, Özge Doğanay; Mut, Zeki; Başar, Ahmet; Saka, İsmail
Genel olarak, tarımsal atıkların büyük bir bölümü her yıl ya çöpe atılmakta ya da hayvan yemi ve kompost üretiminde değerlendirilmektedir. Ancak bu atıklar, uygun işlemlerden geçirildiğinde insan tüketimine yönelik olarak da etkin biçimde kullanılabilir ve böylece daha yüksek ekonomik değer kazanabilirler. Buğday kepeği, buğdayın valsli değirmenlerde öğütülmesi sırasında ortaya çıkan en önemli yan ürün olup, yüksek diyet lifi, protein, mineral ve fitokimyasal içeriği sayesinde son yıllarda yalnızca hayvan yemi değil, aynı zamanda insan beslenmesinde de değerli bir gıda bileşeni olarak dikkat çekmektedir. Aleuron tabakası, meyve ve tohum kabuğu ile ara katmanlardan oluşan kepek, farklı kimyasal ve fiziksel özellikleriyle çeşitli fraksiyonlama teknikleri kullanılarak ayrılabilmekte, böylece gıda endüstrisinde daha geniş kullanım alanları elde edilebilmektedir. Kepek çözünmeyen diyet lifi açısından zengin olup, lif tüketim düzeylerinin önerilen miktarların altında kaldığı günümüzde, gastrointestinal sağlığın korunması, kolon kanseri, kardiyovasküler hastalıklar ve obezite gibi kronik hastalıkların önlenmesi açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Ayrıca buğday kepeği, yüksek kaliteli protein içeriğine rağmen zayıf sindirilebilirliği nedeniyle genellikle atıl durumda kalmakta, bu da yıllık milyonlarca tonluk protein kaybına yol açmaktadır. Bununla birlikte, kepek yalnızca gıda teknolojisinde değil, aynı zamanda biyoteknolojik süreçlerde de düşük maliyetli bir substrat olarak önem kazanmaktadır. Organik asit, enzim ve diğer değerli biyomoleküllerin üretiminde kullanılabilmesi, tarımsal atıkların değerlendirilmesi ve sürdürülebilir üretim anlayışına katkı sağlamaktadır.
Öğe
İslam felsefesi sözlük geleneğinde felsefe tarifleri
(Liberty Academic Publishers, 2026) Can, Eminenur; Göz, Kemal
Felsefe, tarih boyunca tek bir tanıma indirgenemeyen, düşünürlerin yaşadıkları çağ, benimsedikleri yöntem ve hakikat anlayışlarına göre farklı biçimlerde yorumlanan bir disiplin olmuştur. Bu durum İslâm düşünce tarihinde de açıkça görülmektedir. Özellikle sözlük geleneğinde yer alan tarifler, filozofların felsefeye yükledikleri anlamı ortaya koyması bakımından önem taşır. Bu çalışmada, İslâm felsefesi sözlük geleneği çerçevesinde öne çıkan bazı düşünürlerin felsefe anlayışları ele alınmıştır. Kindî, felsefeyi hikmet sevgisi, nefsin arındırılması ve insanın gücü ölçüsünde hakikati araştırması şeklinde tanımlarken; Fârâbî, onu insanın mutluluğa ulaşmasını sağlayan sistemli bir bilgi faaliyeti olarak değerlendirmiştir. İbn Sînâ ise felsefeyi varlığın hakikatini bilerek insanın yetkinleşmesi şeklinde yorumlamış ve metafizik boyutunu öne çıkarmıştır. İbn Rüşd, akıl ile vahiy arasında çatışma bulunmadığını savunarak felsefeyi dinî hakikatleri kavramada meşru bir yol kabul etmiştir. Zekeriyyâ er-Râzî, aklî araştırmayı ve eleştirel düşünceyi merkeze almış; İbn Râvendî ise geleneksel inanç kalıplarını sorgulayan rasyonalist bir çizgi izlemiştir. Sühreverdî, sezgi ve içsel aydınlanmayı bilgiye ulaşmada temel unsur sayarken, Gazzâlî ise felsefeyi eleştirel biçimde değerlendirerek kesin bilgi arayışında şüphe metodunu kullanmıştır. Sonuç olarak, İslâm düşünce tarihinde felsefe tek yönlü bir alan olarak değil, akıl, vahiy, sezgi, ahlâk ve metafizik gibi farklı unsurların kesiştiği zengin bir araştırma sahası olarak gelişmiştir. Filozofların ortaya koyduğu bu çeşitli tanımlar, İslâm felsefesinin fikrî derinliğini ve dinamizmini göstermektedir.
Öğe
Antioxidant and Neuroprotective Effects of Xanthohumol in an in Vitro Model of Parkinson’s Disease
(Yener Yazğan, 2025) Genç, Sıdıka; Taghizadehghalehjoughi, Ali; Niğde, Esmanur; Karabulut, Kübra; Aydın, Yunus Emre; Ütme, Özlem; Gurbanov, Rafig
This study aimed to evaluate the neuroprotective effects of Xanthohumol (XAN), on Parkinson’s disease and an in vitro model by focusing on PPAR-γ and oxidative stress. To establish a Parkinson's Disease (PD) model, SH-SY5Y cells were exposed to 200 μM 6-OHDA for 15 minutes. The SH-SY5Y cells were treated with different concentrations of XAN (50, 100, and 200 μg/mL). At the end of the experiment, cytotoxicity and Oxidative stress were assessed using the MTT assay, the total antioxidant capacity (TAC) and total oxidant status (TOS) assays, and the PPAR-γ assay. These results suggest that specific doses of XAN may have neuroprotective effects with potential relevance for the treatment of neurodegenerative diseases. The Parkinson's control group shows a decrease in cell viability of up to 50% in SH-SY5Y cells compared with the control group. XAN prevented 6-OHDA-induced apoptosis and increased cell viability in a dose-dependent manner. TAC and TOS analyses showed that 100 and 200 μg/mL XAN more effectively increased TAC capacity by 60% but caused a 30% decrease in TOS. In contrast, elevated PPAR-γ levels were measured in correlation with the MTT result. XAN results indicate that it may be part of the treatment strategy for Parkinson's disease.
Öğe
Dirençli meme kanseri hücre hattında folik asit işaretli eksozoma yüklü karboplatinin antikanser etkilerinin araştırılması
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Karabulut, Kübra; Genç, Sıdıka
Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), meme kanserinin en agresif alt tiplerinden biridir. TNBC, moleküler olarak östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) negatifliği ile karakterizedir. Bu nedenle reseptör hedefli tedavilerin TNBC’deki etkinliği kısıtlıdır. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi ve radyoterapiye ek olarak sitotoksik ajanlar sıklıkla tercih edilmektedir. TNBC tedavisinde kullanılan kemoterapötikler arasında taksanlar, antrasiklinler, siklofosfamid ve platin türevleri yer almaktadır. Karboplatin, DNA üzerinde zincir içi ve zincirler arası çapraz bağlar oluşturarak DNA replikasyonunu ve transkripsiyonunu engeller, hücre döngüsünü durdurur ve apoptozu indükler. Ancak bu ajanların sağlıklı dokularda oluşturduğu toksisite ve kanser hücrelerinde gelişen ilaç direnci önemli sorunlardır. Bu sorunların aşılması için yeni nesil terapötik yöntemlerin geliştirilmesi elzemdir. Yeni terapötik stratejiler arasında, homotipik eksozomlardan, ilaçların tümör hücrelerine taşınması ve hücre içi ilaç birikiminin artırılması amacıyla yararlanılmaktadır. Ayrıca, başta eksozomlar olmak üzere diğer nano ilaç taşıyıcı sistemlerin kanser hücrelerine özgü olarak hedeflendirilmesi de önemli bir araştırma alanıdır. Bu bağlamda, bazı kanser hücrelerinde yüksek düzeyde eksprese edilen folat reseptörü alfa (FRα/FOLR1) hedeflenmektedir. Bu tez çalışmasında, farklı dozlarda karboplatin yüklenmiş MDA-MB-231 kaynaklı ekstraselüler veziküller folik asitle modifiye edilmiş ve antikanser etkileri değerlendirilmiştir. Antikanser etkinliğin belirlenmesi amacıyla canlılık (MTT), sitotoksisite (LDH), oksidatif hasar (MDA, KAT), mitokondriyal hasar (PINK1, Parkin), inflamasyon (IL-1β, IL-6, IL-10) ve apoptoz (P53, P21, BAX, Bcl-2, Bcl-xL, Kaspaz-3, Kaspaz-9) parametreleri incelenmiştir. Tüm tedavi grupları kontrol grubuyla, FA-EXO-KP grupları ise karşılık gelen karboplatin monoterapi gruplarıyla karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, özellikle FA-EXO-KP 5 ve FA-EXO-KP 10 µM gruplarında, karboplatin monoterapisine kıyasla hücre canlılığında yaklaşık %50 daha fazla azalma gözlenmiştir. Oksidatif hasarın da doza bağlı olarak arttığı belirlenmiştir. Apoptotik belirteçlerden elde edilen sonuçlar da doza bağlı artış göstermiş olup, FA-EXO-KP 5 ve 10 µM gruplarının karboplatin monoterapisine göre daha yüksek apoptotik etkinlik sergilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, FA-EXO-KP kompleksinin MDA-MB-231 hücrelerinde karboplatin monoterapisine kıyasla 72. saatte apoptozu %12–40 oranında daha fazla indüklediği ve L929 hücrelerinde toksik etki göstermediği belirlenmiştir.
Öğe
New Anti-Cancer Impact of Cerium Oxide, Lithium, and Sn-38 Synergy via DNA Methylation-Mediated Reduction of MMP-2 and Modulation of the PI3K/Akt/mTOR Pathway
(MDPI, 2025) Genç, Sıdıka; Nadaroğlu, Hayrunnisa; Çınar, Ramazan; Niğde, Esmanur; Karabulut, Kübra; Taghizadehghalehjoughi, Ali
Background/Objectives: Glioblastoma, the most common primary tumor of the central nervous system, is characterized by high malignancy and poor prognosis. One of the main challenges in neurological disorders is to develop an effective treatment modality that can cross the blood-brain barrier. Nanoparticles are revolutionary for neurodegenerative diseases due to their targeted delivery and ability to overcome biological barriers. Cerium oxide (Ce2O3) nanoparticles are suitable for use as drug delivery systems. Methods: In our study, we investigated the anticancer mechanism using SN-38, lithium, and Ce2O3, a powerful agent used in GBM treatment. We evaluated their anticancer activities separately and in combination with U373 cell lines. GBM cell line U373 cells were cultured. Then, all groups except the control group were treated with different doses of SN-38 and lithium combination therapy with SN-38, lithium, and Ce2O3 combination therapy. The results were evaluated using MTT and ELISA tests. Results: When the results were examined, anticancer activity was detected at PTEN, AKT, mTOR, and BAX/Bcl-2 levels in the SN-38 + NPs 25 mu g/mL + Lithium 50 mu g/mL and SN-38 + NPs 50 mu g/mL + Lithium 50 mu g/mL dose groups. In addition, findings that inflammation markers were correlated with the apoptosis mechanism were obtained. Conclusion: This study is the first to report that combining lithium with SN-38 and NPs increased oxidative stress more than lithium with SN-38, leading glioblastoma cells to apoptosis and its potential anticancer activity. These results provide a basis for further investigation of its clinical application in cancer treatment.