Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.
DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.

Güncel Gönderiler
Yervant Oskan Efendi'nin eserleri ve sanat anlayışı
(İdeal Kültür Yayıncılık, 2025) Altınay, Arzu; Okumuş, Ali
Osmanlı İmparatorluğu’nun erken ve gelişim dönemlerinde heykel sanatı oldukça sınırlı bir çevrede kalmış böylece gelişim imkânı bulamamıştır. Eskiden beri süregelen gelenekler sayesinde heykelcilik alanında, mimariye ve mezar taşı işçiliğine bağlı olarak birkaç girişimin olmasına rağmen bir disiplin olarak heykelciliğin icra edilmesi, XIX. yüzyılın son çeyreğine denk gelmiştir. Tarihimizde yapılan ıslahat çalışmaları eğitim alanını da kapsamıştır ve eğitimde bir dizi yenilikler meydana getirilmiştir. Bu reformlar kapsamında, XIX. yüzyılda II. Abdülhamid Dönemi’nde bir güzel sanatlar okulu açılması amaçlanmıştır. 1883 senesinde açılan ve ülkemizin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi mimarlık, resim, heykel ve gravür bölümlerinden oluşmaktadır. Mektebin kurulmasıyla figüratif sanat anlayışı heykel alanında da kendine yer bulmuştur. Heykel bölümünün ilk öğretmeni, yurtdışında eğitim gören Ermeni asıllı Yervant Oskan Efendi olmuştur. Çalışmamız kapsamında Oskan Efendi’nin eserlerini ve sanat anlayışını inceleyeceğimiz için kişisel hayatı hakkında bilgilere değinilmeyecektir. Lakin eğitim hayatından bahsetmek gerekmektedir çünkü aldığı eğitimler üslubunu ve eserlerini etkilemiştir. Yervant Oskan Efendi, 2 Mart 1883 tarihinde açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde müdür yardımcılığı, heykel bölümü öğretmenliği ve heykel onarım uzmanlığı görevlerini başarıyla gerçekleştirmiş, bu görevlere ek olarak Osman Hamdi Bey ile birlikte pek çok arkeolojik kazıya katılmış ve Osman Hamdi tarafından mektebin iç işlerinden sorumlu kılınmış olan tarihimizde değerli bir sanatçıdır. 1855 senesinde İstanbul’un Samatya semtinde dünyaya gelen Oskan Efendi ilköğretim eğitimi için İstanbul Beşiktaş’ta Mahrukyan Okulu’na sonrasında Pera’da Hayr Ananya Okulu’na gitmiştir. 1866 senesinde Venedik’te bulunan Murat Rafaelyan Okulu’na giden Oskan Efendi, bu okulda yaptığı resimler ve çizimler ile dikkat çekmiş ve hocalarının desteğini almıştır. 1872 senesinde bu okuldan mezun olmuş, heykel bölümünü tercih ederek aynı yıl içerisinde Roma’ya gitmiş ve orada Güzel Sanatlar Akademisi’nde hayatının yeni bir eğitim dönemine başlamıştır. Enrico Becketti ile Cirolama Mazzini isimli hocalardan dersler alan Oskan Efendi, buradayken İtalyan Natüralizmi’nden etkilenmiştir ve heykel eğitimine ek olarak, resim ile mimari derslerine de girmiştir. 5 yıllık bir heykeltıraşlık eğitiminin ardından 1877 senesinde mezun olarak aynı yıl içerisinde Paris’e gitmiş, sergilere katılmış ve bakır kakma tekniğinde el işi çalışmaları yapmıştır. 1881 yılında İstanbul’a dönen Oskan Efendi, aynı yıl içerisinde İngiliz Konsolosluğu tarafından düzenlenen sergiye katılmıştır. Oskan Efendi katıldığı sergilerden birinde Osman Hamdi ile tanışmıştır ve Osman Hamdi Bey, figüre dayalı bir sanat anlayışının benimsenmesini amaçladığı için Yervant Oskan Efendi ile tanıştığında, sanatçıyı heykel bölümü hocası yapmayı düşünmüştür. Oskan Efendi yurtdışında aldığı eğitimler sayesinde sanat akımları ile haşır neşir olmuştur. Yukarıda bahsedildiği gibi natüralizmden etkilenen Oskan Efendi, günümüzde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmekte olan “Osman Hamdi Bey Büstü” ve “Naile Hanım Büstü” isimli heykellerinde klasik üslubu benimsemiş, klasik heykel kurallarına bağlı kalmıştır. Sanatçı yaptığı eserler de çok ince bir işçilik gerçekleştirmiş ve her bir detayı, elinde bulunan malzemeye işlemiştir. Yervant Oskan Efendi’nin sanat üslubu hakkında önceleri, öğrencilerinin eserlerinden yola çıkarak fikir sahibi olunmuştur lakin sonrasında sanatçının eserlerinin keşfedilmesi ve incelenmesiyle üslubu hakkında daha net fikirler elde edilmiştir. Adnan Çoker’in çabaları sonucunda “Zeybek” ve “Tavukçu Kadın” isimli iki eser keşfedilmiştir. Yazar, “Osman Hamdi ve Sanayi-i Nefise Mektebi” isimli eserinde bahsi geçen iki heykelden yola çıkarak Oskan Efendi’nin oryantalist bir anlayış ile bu eserleri meydana getirdiğini söylemiştir. Ek olarak bu iki eseri incelediğimiz de günlük hayattan sahneleri bizlere aktarmış olduğu görülmektedir. Garo Kürkman’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Ressamlar” isimli kitabında Oskan Efendi’nin “Natürmort” isimli tablosunu görmekteyiz. Bu eser, Oskan Efendi’nin nesneleri oldukça canlı bir şekilde resmettiği bir eser olmuştur. Çalışmamızda Oskan Efendi’nin mevcut eserleri incelenecek ve bu incelemeler üzerinden sanat üslubu hakkında bilgi verilecektir.
Düalist dinlerde tanrı ve kozmos inancının Katharlar'a yansımaları
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kanca, Tuba; Baş, Mustafa
Düalist dinî gelenekler, evreni ve insanı açıklarken, genellikle iyi ile kötü, ruhsal ile maddî, ışık
ile karanlık gibi karşıt iki ilkeyi varoluşun temelinde konumlandıran özgün metafizik sistemler
ortaya koyarlar. Tarihsel süreç içerisinde farklı kültürel bağlamlarda biçim değiştirerek gelişen
bu düalist yaklaşımlar, özellikle Maniheizm, Zerdüştîlik (Mecusilik) ve Sâbiîlik gibi doğu
kökenli geleneklerde belirginleşmiştir. Zerdüştîlik’te Ahura Mazdā ve Angra Mainyu arasında
süre giden kozmik mücadele; Maniheizm’de ışık ile karanlığın ezelî çatışması ve ruhun
karanlıktan kurtuluşuna dayalı öğreti; Sâbiîlik’te ise Işık Âlemi ile maddî âlem arasındaki
hiyerarşik ayrım, bu geleneklerin düalist niteliğini ortaya koyar. Bu düşünsel miras, zamanla
Batı'da, özellikle Orta Çağ Avrupa’sında Katharizm gibi Hıristiyanlıkta heretik olarak kabul
edilen yapılar aracılığıyla yeniden yorumlanmıştır. Orta Çağ Avrupa’sının dinî ve düşünsel
tarihinde, egemen Hıristiyan doktrininin karşısında şekillenen düalist inanç sistemleri hem
teolojik hem de kozmolojik düzeyde özgün yaklaşımlar sergilemiştir. Bu çerçevede Katharlar,
Tanrı tasavvurları ve evren anlayışlarıyla Batı Avrupa’daki heterodoks düşünce geleneklerinin
en dikkat çekici ve sistematik örneklerinden biri olarak öne çıkar. Kathar inancı, temelini
oluşturan öğreti bakımından, iyilik ve kötülük arasında ontolojik düzeyde düalist bir ayrım
benimser. Bu ayrım ise varlığın doğasına ilişkin köklü bir metafizik yaklaşıma işaret eder. Bu
düalist düşünce geleneğinin tarihsel ve teolojik yönleri incelenirken, modern dönemde bu
mirasın nasıl yorumlandığı da ayrıca önem taşımaktadır. Türkiye’de bu konuda dikkat çeken
örneklerden biri, Mine G. Kırıkkanat’ın Gülün Öteki Adı: Kathar Şövalyelerinden Şeyh
Bedreddin Yiğitlerine adlı eserinde ortaya koyduğu yorumdur. Kırıkkanat, Katharizm ile Şeyh
Bedreddin hareketi arasındaki benzerliklere dikkat çekerek iki hareket arasında tarihsel ve
düşünsel bir süreklilik bulunduğu iddiasını öne sürmektedir. Ancak söz konusu paralellikler
incelediğinde bu iki hareketin farklı teolojik temeller ve metafizik sistemler üzerine inşa edilmiş
birbirinden bağımsız yapılar olduğu ortaya çıkmaktadır.
Gılgamış Destanı, Yunan Mitolojisi ve Kur'an-ı Kerim’de, “Tufan”
(Bilsel, 2025) Kanca, Tuba; Baş, Mustafa
Tufan hadisesi, hem ilahi dinlerin kutsal metinlerinde hem de kadim mitolojik anlatılarda yer edinmiş
ve bugün hala bilim insanlarının üzerinde çalıştığı gizemini koruyan insanlığın en önemli ve kadim
anlatılarından biridir. Tufana ilişkin en eski kayıtlar Mezopotamya kökenli olan Sümer ve Asur gibi antik
uygarlıkların çivi yazısıyla anlatılarda bulundukları tabletlerdeki bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgilere göre
tanrıların, yaşantılarından memnun olmadıkları insan ırkını tamamen ortadan kaldırmak istemeleri sonucunda
bir tufan meydana gelmiştir. Bu anlatılar içerisinde özellikle Gılgamış Destanı ve bu destanın başkarakteri olan
Utnapiştim öne çıkmaktadır. Antik Yunan mitolojisinde ise insanlığa yaklaşan felaketi haber veren Prometheus
tanrı, insanın sorumluluğu ve kozmik düzenin birbirleriyle olan bağının mitolojik temsillerle anlatılmasını
sağlayan bir figür olarak ön plana çıkmaktadır. Bu anlatıların aynı zamanda benzer biçimleriyle kutsal
metinlerde de yer aldıkları görülmektedir. Öte yandan semavi dinlerdeki tufan anlatıları daha belirgin ve
sistematik bir yapıda Nuh (as) odağında gerçekleşen olaylardır.
BIST 25 Sürdürülebilirlik Endeksi İşletmelerinde Yeşil Yıkama Risklerinin Değerlendirilmesi: Kapsam 1 ve Kapsam 2 Emisyon Analizi
(Erzurum Teknik Üniversitesi, 2025) Çeribaş, Samet; Aslan, Ümmühan
Bu çalışmada, BIST 25 Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan İşletmelerin Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyon performansı ile bu işletmelerin belirledikleri emisyon hedeflerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, yeşil yıkama riski bakımından analiz edilmiştir. İklim krizi işletmelerin, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde sürdürülebilirlik raporlamasını gündeme getirmiştir. İşletmelerin sürdürülebilirlik raporlarında açıkladıkları emisyon hedefleri ile gerçekleşen emisyon miktarları arasında meydana gelen sapmalar yeşil yıkama endişesini artırmaktadır. Bu bağlamda, 2019-2023 yılları arasında 25 işletmenin emisyon verileri, yıllık bazda incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar işletmelerin sera gazı emisyon hedefleriyle karşılaştırılarak hedeflerdeki sapmanın yeşil yıkama riski taşıyıp taşımadığı analiz edilmiştir. Sera gazı emisyonlarındaki artış, iklim krizi ve çevresel sorunlara neden olan unsurların başında yer almaktadır. İlgili otoriteler tarafından belirlenmiş şartları yerine getiren işletmelerin, üretmiş oldukları sera gazları ve gelecekteki sera gazı üretme hedeflerini sürdürülebilirlik raporlarında açıklamaları zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmada, sera gazı emisyon verileri ve hedefleri karşılaştırılarak yeşil yıkama riskinin analiz edilmesi, çalışmanın özgün değerini ve önemini ortaya koymaktadır. BIST 25 Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan işletmelerin sürdürülebilirlik raporlarında açıkladıkları sera gazı emisyon miktarlarının yeşil yıkama riski taşıyıp taşımadığı;
• Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarının 2019-2023 dönemindeki değişimi,
• İşletmelerin sera gazı emisyon hedefleri ile gerçekleşen sera gazı emisyon miktarları arasındaki sapma ve,
• Sera gazı emisyon verilerinin güvence denetimine tabi olmaları bakımından incelenmiş ve elde edilen bulgulara göre araştırma kapsamındaki işletmelerde yeşil yıkama riski olasılığının olup olmadığı tespit edilmiştir.
BIST 25 Sürdürülebilirlik endeksinde yer alan işletmelerin iklim değişikliği açıklamalarının yeşil yıkama riski (greenwashıng) kapsamında incelenmesi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çeribaş, Samet; Aslan, Ümmühan
İklim krizinin derinleşmesi ve doğal kaynakların tahribatı, sürdürülebilirliği küresel ölçekte en önemli gündem maddelerinden biri haline getirmiştir. Bu krizin oluşumunda etkili paydaşlardan biri olan işletmeler, çevresel, sosyal ve ekonomik (ESG) performanslarını sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla paylaşmaktadır; ancak bu raporların yanıltıcı veya gerçeği yansıtmayan şekilde hazırlanması yeşil yıkama (greenwashing) sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Bu çalışmada, BİST 25 Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan işletmelerin 2017–2023 dönemine ait sürdürülebilirlik raporları incelenerek, iklim değişikliği ile ilgili açıklamaların yeşil yıkama riski kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. BIST 25 Sürdürüleilirlik Endeksinde yer almasına rağmen raporlama sürekliliği bulunmayan sekiz işletme, kapsam dışında bırakılmış ve analiz 17 işletmeyle yürütülmüştür. Araştırma, çoklu vaka analizi yöntemiyle, BIST 25 işletmelerinin raporlarını, TerraChoice’un "Yeşil Yıkamanın Yedi Günahı" sınıflandırmasını temel alan sistematik bir içerik analizi çerçevesinde incelemiştir. Bu kapsamlı metodolojik yaklaşım, sera gazı emisyon verileri ve hedeflerin gerçekleşme tutarlılığının yanı sıra, kurumsal iletişimdeki seçici ve sembolik dil kullanımı ile dolaylı çevresel etkilerin gizlenmesi uygulamalarını da derinlemesine analiz etme imkânı sunmuştur.
Elde edilen bulgular, yeşil yıkamanın yedi günahından özellikle "Gizli Uzlaşı Günahı"nın incelenen işletmelerin raporlarında yaygın ve sistematik bir eğilim olduğunu ortaya koymuştur. İncelenen on iki işletmenin raporlarında, sera gazı emisyon performansında tutarsızlıklar bulunmasına rağmen, yalnızca olumlu çevresel gelişmelere yer verildiği, çevresel etkilerle ilgili olumsuz sonuçların, önemli risklerin veya performans düşüşlerinin ise göz ardı edildiği tespit edilmiştir. Buna ek olarak, raporların önemli bir bölümünde "İspat Yokluğu" ve "Belirsizlik Günahı"na işaret eden, somut ve nicel ölçülere dayanmayan, bağımsız doğrulamadan yoksun çevresel iddialar saptanmıştır. Bu durum, kurumsal raporlamada şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından yapısal bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir.




















