Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ta meşruiyet anlayışı
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Can, Eminenur; Göz, Kemal
Bu çalışma, İslam siyaset felsefesinin en temel meselelerinden biri olan teorik ile pratiğin çatışmasını, 11. yüzyıl Selçuklu dönemine yön veren iki tarihi şahsiyet olan Nizâmülmülk ve Hasan Sabbâh’ın meşruiyet anlayışları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı dönem ve coğrafyada yaşamış olan bu iki figürden Nizâmülmülk, adalet ve liyakat temelli Sünnî devlet düzenini korumayı; Hasan Sabbâh ise İsmâilî düşünce ekseninde bu yapıyı dönüştürüp yıkmayı hedeflemiştir. Çalışmanın temel hareket noktasını, taban tabana zıt siyaset anlayışlarına sahip bu iki ismin iktidar ve otorite inşa ederken geliştirdikleri meşruiyet stratejileri oluşturmaktadır. Araştırmada metodolojik olarak batılı düşünürlerin yorumlarına yer verilmemiş, felsefî zemin tamamen İslam siyaset düşüncesindeki meşruiyet tanımları ve unsurları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Nizâmülmülk’ün yönetim vizyonu için Siyâsetnâme temel kaynak kabul edilirken; Hasan Sabbâh’a dair birincil kaynakların sınırlılığı nedeniyle Cüveynî ve Gazzâlî gibi muhalif Sünnî müelliflerin eserlerine başvurulmuştur. Bu durum, çalışmanın aynı zamanda taraflı ve abartılı anlatılardan arınmış eleştirel bir tarih yazımı sorgulamasına dönüştürülmesini gerekli kılmıştır. Karşılaştırmalı analiz yöntemiyle yürütülen çalışma sonucunda; her iki ismin yetiştirilme şekilleri, kademe kademe yükselişleri ve yürüttükleri ilmi/askeri mücadeleler bakımından derin paralellikler taşıdığı tespit edilmiştir. İki liderin meşruiyet üretirken başvurdukları mantık özünde benzerdir; ancak Nizâmülmülk bir devlet görevlisi olarak meşruiyeti legal kurallar dairesinde ararken, Hasan Sabbâh hesap vereceği bir otorite olmamasının verdiği rahatlıkla ta’lîm öğretisi, manipülasyon ve şiddet gibi illegal yöntemleri fütursuzca kullanmıştır. Çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli bulgu ise, Hasan Sabbâh’ın asıl rakip olarak Sultan Melikşah’ı değil, devletin arka plandaki gerçek yöneticisi olarak gördüğü vezir Nizâmülmülk’ü seçmiş olmasıdır. Bu yönüyle tezin, literatürde iki ismin meşruiyet algısını felsefî düzeyde karşılaştıran ilk kapsamlı çalışma olarak mevcut boşluğu doldurması hedeflenmektedir.
Öğe
Mısır çeşitlerinde farklı azot dozları ile üre formlarının verim ve kalite özellikleri üzerine etkileri
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Başar, Ahmet; Erbaş Köse, Özge Doğanay
Mısır (Zea mays L.), yüksek verim potansiyeli, insan ve hayvan beslenmesindeki önemi ile gıda, yem ve sanayi sektörlerinde geniş kullanım alanına sahip stratejik bir tarla bitkisidir. Yüksek verim ve kaliteli ürün elde edebilmek için yeterli ve dengeli azotlu gübreleme büyük önem taşımaktadır. Ancak uygulanan azotun önemli bir kısmı amonyak uçuculuğu, yıkanma ve denitrifikasyon gibi yollarla kayba uğramakta, bu durum hem ekonomik kayıplara hem de çevresel sorunlara neden olmaktadır. Son yıllarda geliştirilen inhibitörlü gübreler, azot kayıplarını azaltarak azot kullanım etkinliğini artırması nedeniyle sürdürülebilir mısır yetiştiriciliğinde önemli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırma, Sakarya ekolojik koşullarında yağışa dayalı olarak yetiştirilen Kale ve Pioneer 2088 mısır çeşitlerinde geleneksel üre ve üreaz inhibitörlü üre gübre formlarının farklı azot dozları ile birlikte uygulanmasının verim, verim unsurları ve kalite özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme ana parsellere çeşitler, alt parsellere gübre formları ve alt-alt parsellere azot dozları gelecek şekilde bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada bitki boyu, ilk koçan yüksekliği, yaprak sayısı, koçan uzunluğu, koçan çapı, koçanda tane sayısı, sömek ağırlığı, tane verimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı ile protein, yağ, nişasta ve kül oranları incelenmiştir. Araştırma sonucunda incelenen özelliklerin büyük çoğunluğunun çeşit, gübre formu ve azot dozlarından farklı düzeylerde etkilendiği belirlenmiştir. Birçok verim unsuru ve tane verimi bakımından N 3 azot dozu en yüksek değerleri vermiştir. Pioneer 2088 çeşidi ortalama 1115.90 kg da⁻¹ tane verimi ile Kale çeşidinden (1042.70 kg da⁻¹) daha yüksek performans göstermiştir. Üreaz inhibitörlü gübre uygulaması klasik üreye göre tane verimini yaklaşık %6.8 artırmıştır. En yüksek tane verimi 1284.07 kg da⁻¹ ile Kale çeşidinde üreaz inhibitörlü gübre ve N3 azot dozu kombinasyonunda elde edilmiştir. Kalite özellikleri bakımından en yüksek protein oranı N1 (%11.40)’de, en yüksek yağ (%5.55) ve nişasta (%66.81) oranları ise N4 azot dozunda belirlenmiştir. Sonuç olarak, Sakarya ekolojik koşullarında yürütülen bu araştırmada, mısır yetiştiriciliğinde çeşit, azot dozu ve gübre formunun tane verimi ile kalite özellikleri üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Özellikle üreaz inhibitörlü gübre uygulamalarının azot kullanım etkinliğini artırarak tane verimini olumlu yönde etkilediği, uygun azot dozu ve çeşit seçimi ile birlikte yüksek verim ve kalite değerlerine ulaşılabileceği ortaya konulmuştur.
Öğe
Buğday kepeği ve sağlık
(İKSAD Yayınevi, 2025) Erbaş Köse, Özge Doğanay; Mut, Zeki; Başar, Ahmet; Saka, İsmail
Genel olarak, tarımsal atıkların büyük bir bölümü her yıl ya çöpe atılmakta ya da hayvan yemi ve kompost üretiminde değerlendirilmektedir. Ancak bu atıklar, uygun işlemlerden geçirildiğinde insan tüketimine yönelik olarak da etkin biçimde kullanılabilir ve böylece daha yüksek ekonomik değer kazanabilirler. Buğday kepeği, buğdayın valsli değirmenlerde öğütülmesi sırasında ortaya çıkan en önemli yan ürün olup, yüksek diyet lifi, protein, mineral ve fitokimyasal içeriği sayesinde son yıllarda yalnızca hayvan yemi değil, aynı zamanda insan beslenmesinde de değerli bir gıda bileşeni olarak dikkat çekmektedir. Aleuron tabakası, meyve ve tohum kabuğu ile ara katmanlardan oluşan kepek, farklı kimyasal ve fiziksel özellikleriyle çeşitli fraksiyonlama teknikleri kullanılarak ayrılabilmekte, böylece gıda endüstrisinde daha geniş kullanım alanları elde edilebilmektedir. Kepek çözünmeyen diyet lifi açısından zengin olup, lif tüketim düzeylerinin önerilen miktarların altında kaldığı günümüzde, gastrointestinal sağlığın korunması, kolon kanseri, kardiyovasküler hastalıklar ve obezite gibi kronik hastalıkların önlenmesi açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Ayrıca buğday kepeği, yüksek kaliteli protein içeriğine rağmen zayıf sindirilebilirliği nedeniyle genellikle atıl durumda kalmakta, bu da yıllık milyonlarca tonluk protein kaybına yol açmaktadır. Bununla birlikte, kepek yalnızca gıda teknolojisinde değil, aynı zamanda biyoteknolojik süreçlerde de düşük maliyetli bir substrat olarak önem kazanmaktadır. Organik asit, enzim ve diğer değerli biyomoleküllerin üretiminde kullanılabilmesi, tarımsal atıkların değerlendirilmesi ve sürdürülebilir üretim anlayışına katkı sağlamaktadır.
Öğe
İslam felsefesi sözlük geleneğinde felsefe tarifleri
(Liberty Academic Publishers, 2026) Can, Eminenur; Göz, Kemal
Felsefe, tarih boyunca tek bir tanıma indirgenemeyen, düşünürlerin yaşadıkları çağ, benimsedikleri yöntem ve hakikat anlayışlarına göre farklı biçimlerde yorumlanan bir disiplin olmuştur. Bu durum İslâm düşünce tarihinde de açıkça görülmektedir. Özellikle sözlük geleneğinde yer alan tarifler, filozofların felsefeye yükledikleri anlamı ortaya koyması bakımından önem taşır. Bu çalışmada, İslâm felsefesi sözlük geleneği çerçevesinde öne çıkan bazı düşünürlerin felsefe anlayışları ele alınmıştır. Kindî, felsefeyi hikmet sevgisi, nefsin arındırılması ve insanın gücü ölçüsünde hakikati araştırması şeklinde tanımlarken; Fârâbî, onu insanın mutluluğa ulaşmasını sağlayan sistemli bir bilgi faaliyeti olarak değerlendirmiştir. İbn Sînâ ise felsefeyi varlığın hakikatini bilerek insanın yetkinleşmesi şeklinde yorumlamış ve metafizik boyutunu öne çıkarmıştır. İbn Rüşd, akıl ile vahiy arasında çatışma bulunmadığını savunarak felsefeyi dinî hakikatleri kavramada meşru bir yol kabul etmiştir. Zekeriyyâ er-Râzî, aklî araştırmayı ve eleştirel düşünceyi merkeze almış; İbn Râvendî ise geleneksel inanç kalıplarını sorgulayan rasyonalist bir çizgi izlemiştir. Sühreverdî, sezgi ve içsel aydınlanmayı bilgiye ulaşmada temel unsur sayarken, Gazzâlî ise felsefeyi eleştirel biçimde değerlendirerek kesin bilgi arayışında şüphe metodunu kullanmıştır. Sonuç olarak, İslâm düşünce tarihinde felsefe tek yönlü bir alan olarak değil, akıl, vahiy, sezgi, ahlâk ve metafizik gibi farklı unsurların kesiştiği zengin bir araştırma sahası olarak gelişmiştir. Filozofların ortaya koyduğu bu çeşitli tanımlar, İslâm felsefesinin fikrî derinliğini ve dinamizmini göstermektedir.
Öğe
Antioxidant and Neuroprotective Effects of Xanthohumol in an in Vitro Model of Parkinson’s Disease
(Yener Yazğan, 2025) Genç, Sıdıka; Taghizadehghalehjoughi, Ali; Niğde, Esmanur; Karabulut, Kübra; Aydın, Yunus Emre; Ütme, Özlem; Gurbanov, Rafig
This study aimed to evaluate the neuroprotective effects of Xanthohumol (XAN), on Parkinson’s disease and an in vitro model by focusing on PPAR-γ and oxidative stress. To establish a Parkinson's Disease (PD) model, SH-SY5Y cells were exposed to 200 μM 6-OHDA for 15 minutes. The SH-SY5Y cells were treated with different concentrations of XAN (50, 100, and 200 μg/mL). At the end of the experiment, cytotoxicity and Oxidative stress were assessed using the MTT assay, the total antioxidant capacity (TAC) and total oxidant status (TOS) assays, and the PPAR-γ assay. These results suggest that specific doses of XAN may have neuroprotective effects with potential relevance for the treatment of neurodegenerative diseases. The Parkinson's control group shows a decrease in cell viability of up to 50% in SH-SY5Y cells compared with the control group. XAN prevented 6-OHDA-induced apoptosis and increased cell viability in a dose-dependent manner. TAC and TOS analyses showed that 100 and 200 μg/mL XAN more effectively increased TAC capacity by 60% but caused a 30% decrease in TOS. In contrast, elevated PPAR-γ levels were measured in correlation with the MTT result. XAN results indicate that it may be part of the treatment strategy for Parkinson's disease.