Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Bilecik, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace@Bilecik, üyelik gerektirmeyen herkese açık bir sistemdir. Üyelik ve veri girişi sadece BŞEÜ mensuplarına (Öğrenci, idari ve akademik personel) özeldir.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
Antioxidant and Neuroprotective Effects of Xanthohumol in an in Vitro Model of Parkinson’s Disease
(Yener Yazğan, 2025) Genç, Sıdıka; Taghizadehghalehjoughi, Ali; Niğde, Esmanur; Karabulut, Kübra; Aydın, Yunus Emre; Ütme, Özlem; Gurbanov, Rafig
This study aimed to evaluate the neuroprotective effects of Xanthohumol (XAN), on Parkinson’s disease and an in vitro model by focusing on PPAR-γ and oxidative stress. To establish a Parkinson's Disease (PD) model, SH-SY5Y cells were exposed to 200 μM 6-OHDA for 15 minutes. The SH-SY5Y cells were treated with different concentrations of XAN (50, 100, and 200 μg/mL). At the end of the experiment, cytotoxicity and Oxidative stress were assessed using the MTT assay, the total antioxidant capacity (TAC) and total oxidant status (TOS) assays, and the PPAR-γ assay. These results suggest that specific doses of XAN may have neuroprotective effects with potential relevance for the treatment of neurodegenerative diseases. The Parkinson's control group shows a decrease in cell viability of up to 50% in SH-SY5Y cells compared with the control group. XAN prevented 6-OHDA-induced apoptosis and increased cell viability in a dose-dependent manner. TAC and TOS analyses showed that 100 and 200 μg/mL XAN more effectively increased TAC capacity by 60% but caused a 30% decrease in TOS. In contrast, elevated PPAR-γ levels were measured in correlation with the MTT result. XAN results indicate that it may be part of the treatment strategy for Parkinson's disease.
Öğe
Dirençli meme kanseri hücre hattında folik asit işaretli eksozoma yüklü karboplatinin antikanser etkilerinin araştırılması
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Karabulut, Kübra; Genç, Sıdıka
Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), meme kanserinin en agresif alt tiplerinden biridir. TNBC, moleküler olarak östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) negatifliği ile karakterizedir. Bu nedenle reseptör hedefli tedavilerin TNBC’deki etkinliği kısıtlıdır. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi ve radyoterapiye ek olarak sitotoksik ajanlar sıklıkla tercih edilmektedir. TNBC tedavisinde kullanılan kemoterapötikler arasında taksanlar, antrasiklinler, siklofosfamid ve platin türevleri yer almaktadır. Karboplatin, DNA üzerinde zincir içi ve zincirler arası çapraz bağlar oluşturarak DNA replikasyonunu ve transkripsiyonunu engeller, hücre döngüsünü durdurur ve apoptozu indükler. Ancak bu ajanların sağlıklı dokularda oluşturduğu toksisite ve kanser hücrelerinde gelişen ilaç direnci önemli sorunlardır. Bu sorunların aşılması için yeni nesil terapötik yöntemlerin geliştirilmesi elzemdir. Yeni terapötik stratejiler arasında, homotipik eksozomlardan, ilaçların tümör hücrelerine taşınması ve hücre içi ilaç birikiminin artırılması amacıyla yararlanılmaktadır. Ayrıca, başta eksozomlar olmak üzere diğer nano ilaç taşıyıcı sistemlerin kanser hücrelerine özgü olarak hedeflendirilmesi de önemli bir araştırma alanıdır. Bu bağlamda, bazı kanser hücrelerinde yüksek düzeyde eksprese edilen folat reseptörü alfa (FRα/FOLR1) hedeflenmektedir. Bu tez çalışmasında, farklı dozlarda karboplatin yüklenmiş MDA-MB-231 kaynaklı ekstraselüler veziküller folik asitle modifiye edilmiş ve antikanser etkileri değerlendirilmiştir. Antikanser etkinliğin belirlenmesi amacıyla canlılık (MTT), sitotoksisite (LDH), oksidatif hasar (MDA, KAT), mitokondriyal hasar (PINK1, Parkin), inflamasyon (IL-1β, IL-6, IL-10) ve apoptoz (P53, P21, BAX, Bcl-2, Bcl-xL, Kaspaz-3, Kaspaz-9) parametreleri incelenmiştir. Tüm tedavi grupları kontrol grubuyla, FA-EXO-KP grupları ise karşılık gelen karboplatin monoterapi gruplarıyla karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, özellikle FA-EXO-KP 5 ve FA-EXO-KP 10 µM gruplarında, karboplatin monoterapisine kıyasla hücre canlılığında yaklaşık %50 daha fazla azalma gözlenmiştir. Oksidatif hasarın da doza bağlı olarak arttığı belirlenmiştir. Apoptotik belirteçlerden elde edilen sonuçlar da doza bağlı artış göstermiş olup, FA-EXO-KP 5 ve 10 µM gruplarının karboplatin monoterapisine göre daha yüksek apoptotik etkinlik sergilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, FA-EXO-KP kompleksinin MDA-MB-231 hücrelerinde karboplatin monoterapisine kıyasla 72. saatte apoptozu %12–40 oranında daha fazla indüklediği ve L929 hücrelerinde toksik etki göstermediği belirlenmiştir.
Öğe
New Anti-Cancer Impact of Cerium Oxide, Lithium, and Sn-38 Synergy via DNA Methylation-Mediated Reduction of MMP-2 and Modulation of the PI3K/Akt/mTOR Pathway
(MDPI, 2025) Genç, Sıdıka; Nadaroğlu, Hayrunnisa; Çınar, Ramazan; Niğde, Esmanur; Karabulut, Kübra; Taghizadehghalehjoughi, Ali
Background/Objectives: Glioblastoma, the most common primary tumor of the central nervous system, is characterized by high malignancy and poor prognosis. One of the main challenges in neurological disorders is to develop an effective treatment modality that can cross the blood-brain barrier. Nanoparticles are revolutionary for neurodegenerative diseases due to their targeted delivery and ability to overcome biological barriers. Cerium oxide (Ce2O3) nanoparticles are suitable for use as drug delivery systems. Methods: In our study, we investigated the anticancer mechanism using SN-38, lithium, and Ce2O3, a powerful agent used in GBM treatment. We evaluated their anticancer activities separately and in combination with U373 cell lines. GBM cell line U373 cells were cultured. Then, all groups except the control group were treated with different doses of SN-38 and lithium combination therapy with SN-38, lithium, and Ce2O3 combination therapy. The results were evaluated using MTT and ELISA tests. Results: When the results were examined, anticancer activity was detected at PTEN, AKT, mTOR, and BAX/Bcl-2 levels in the SN-38 + NPs 25 mu g/mL + Lithium 50 mu g/mL and SN-38 + NPs 50 mu g/mL + Lithium 50 mu g/mL dose groups. In addition, findings that inflammation markers were correlated with the apoptosis mechanism were obtained. Conclusion: This study is the first to report that combining lithium with SN-38 and NPs increased oxidative stress more than lithium with SN-38, leading glioblastoma cells to apoptosis and its potential anticancer activity. These results provide a basis for further investigation of its clinical application in cancer treatment.
Öğe
Metalik yarı-Riemann yapılar ile hemen hemen parakontak metrik yapılar arasındaki ilişki
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Karababa, Yasemin; Solgun, Mehmet
Bu tezde, hemen hemen parakontak metrik yapılar ile metalik yarı-Riemann yapılar arasındaki ilişki incelenmiştir. Öncelikle hemen hemen parakontak metrik manifoldların temel özellikleri ele alınmış; bu yapıların özel sınıfları olan para-Kenmotsu ve para-Sasakian manifoldlara ilişkin temel bağıntılar, eğrilik özellikleri ve açıklayıcı örnekler verilmiştir. Ardından metalik Riemann ve metalik yarı-Riemann yapılar tanıtılarak bu yapıların integrallenebilirlik, paralellik ve eğrilik özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın temel kısmında, bir hemen hemen parakontak metrik yapıdan hareketle 𝜑-ilişkili bir metalik yapı tanımlanmış ve bu yapının metalik yapı polinomunu sağladığı gösterilmiştir. Ayrıca sözkonusumetalikyapıylauyumlu biryarı-Riemannmetriği oluşturularakbumetriğin başlangıç metriğiyle ilişkisi belirlenmiştir. Elde edilen yapının geometrik özellikleri, karakteristik vektör alanının paralel olduğu durum ile başlangıç yapısının para-Kenmotsu olduğu ve para-Sasakian olduğu durumlarda ayrı ayrı incelenmiştir. Karakteristik vektör alanının paralel olması durumunda başlangıç metriği ile elde edilen met riğin Levi-Civita bağlantılarının çakıştığı ve metalik yapının yerel olarak metalik yapı olduğu belirlenmiştir. Para-Kenmotsu durumundaeldeedilenmetalikyapınınNijenhuistensörününsıfır olduğu ve dolayısıyla yapının integrallenebilir olduğu gösterilmiştir. Para-Sasakian durumunda ise elde edilen metalik yapının genel olarak integrallenebilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra, her iki özel sınıf için Levi-Civita bağlantıları ve Riemann eğrilik tensörleri arasındaki ilişkiler açık biçimde elde edilmiş ve sonuçlar örneklerle desteklenmiştir. Bu sonuçlar, hemen hemen parakontak metrik yapılardan metalik yarı-Riemann yapıların üreti lebildiğini ve başlangıç yapısının geometrik sınıfının elde edilen metalik yapının integrallene bilirlik, bağlantı ve eğrilik özelliklerini doğrudan etkilediğini göstermektedir.
Öğe
Almanya’da millî-muhafazakârlığın yükselişi
(Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Çolak, Nurten; Altınörs, Görkem
Bu çalışma, küresel krizlerin (2008 Finans Krizi, 2015 Göç Krizi, COVID-19 pandemisi ve 2022 enerji krizi) Almanya’da Alternative für Deutschland (AfD) partisinin yükselişe geçmesinin etkilerini incelemektedir. Pandemi sonrası ekonomik durgunluk ve enerji sorunları, partinin popülist söylemlerini güçlendirmiştir. AfD yalnızca “sağ popülist” bir parti olarak değil; millî‑muhafazakâr ideoloji ve Yeni Sağ akımıyla bağlantılı, toplumsal dönüşüm hedefleyen bir “proje partisi” olarak değerlendirilmektedir. Kuramsal çerçeve, Altınörs ve Chryssogelos’un (2024) geliştirdiği millî- muhafazakârlık yaklaşımına dayanmaktadır. Bu ideoloji, neoliberal krizlere karşı devlet müdahalesini, ulusal egemenliği ve geleneksel değerleri öne çıkarır. Ayrıca Messner ve Rosenfeld’in Kurumsal Anomi Teorisi ile Rathgeb’in Refah Şovenizmi kavramı, ekonomik krizlerin toplumsal normları zayıflatıp güvensizlik ve göçmen karşıtlığını arttıran etkilerini açıklamaktadır. AfD’nin söylemleri tarihsel olarak Westfalya Barışı, Bismarck’ın politikaları, Weimar’daki Muhafazakâr Devrim ve Militan Demokrasi geleneğiyle ilişkilendirilmiştir. 1990 sonrası Doğu Almanya’daki sanayi kaybı ve Agenda 2010 reformlarının yarattığı güvencesizlik, partinin “Önce Almanlar” yaklaşımını beslemiştir. Günümüzde AfD, aileyi ve geleneksel değerleri yücelten, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı çıkan ve “tersine göç” çağrısı yapan söylemleriyle öne çıkmakta; dijital platformlar aracılığıyla sınıfsal öfkeyi elitlere ve göçmenlere yönlendirmektedir. Dış politikada ise AfD, liberal dünya düzenine karşı revizyonist bir tutum sergilemekte; Avrupa Parlamentosu’nda Egemen Uluslar Avrupası (ESN) grubunu kurarak NATO’ya şüpheyle yaklaşmakta, Rusya ile ideolojik yakınlaşma arayışına girmekte ve Çin ile çok kutuplu bir düzen hedeflemektedir. Sonuç olarak tez, AfD’nin yükselişini ekonomik milliyetçilik, kültürel muhafazakârlık ve revizyonist dış politika bağlamında ele alarak, Almanya’daki gelişmelerin Avrupa’daki popülist akımların anlaşılmasına teorik ve gözlemsel katkılar sunduğunu ortaya koymaktadır.